Ey mahzun Ayasofya, çıkmıyor sesin sedan,
Tekrar ezanlar için, bir haber sal Bilâl’e..
Zincirleri parçala, hür olsun esir edan,
Ecnebi selam dursun, ufkundaki hilâle.
Türbedarın yanında, Fatih hala bekliyor,
Sabırla tesbihleri; birbirine ekliyor.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




kutluyorum sizi böylesi güzel bir konuyu şiirsel bir açıdan yaklaşmanız ne güzel. tebrikler tam puan + antoloji diyor selamlıyorum sizi ve güzel şiirinizi.
Üstadım gerçekten çok keyif aldım ve çok duygulandım okurken. Yüreğinize sağlık, Kaleminiz Daim Olsun :)
Ayasofya, batı dünyası ile, Müslüman dünyası arasındaki güç dengesidir Tahterevalli müze olduğunda güya dengelenmiştir. Kilise olduğunda batı dünyası, cami olduğunda Müslümanlar İstanbul'a hakim olduğunu ilan etmiş olacaklardır.
Şiirinizi ilgiyle okudum Sayın ADAKLI.
Ağır dilin şiir üzerinde büyük etkisi vardı.
Kutluyorum.
Erdemle.
Değerli Üstadım, bu muhteşem mabed bidayette ibadet maksadıyla inşa edilmişti, Osmanlı da maksada uygun olarak ibadethane olarak kullandı. İbadethanenin müze olarak kullanılması asla tasvip edilemez.
Muhteşem bir şiirle bunu haykırmışsınız. Tebrik ve teşekkürlerimle, 10 puan ve ant. Selam ve saygılar
Kutlarım gerçekten müthiş...
========================================
** YANITLANAN MESAJ ********************
========================================
Gönderen: Mubin-Kitap
Alan: (grup üzerinden) Ebru Delibaş 2
Yürek sesiniz daim olsun efendim. Bu konun gündemde tutulmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü ne yazık ki ben bu konuyu, bu yıl duydum ve çevremde de bilmeyen çok kimse olduğunu fark ettim. Kaybımızın büyüklüğünü bilmedikçe üzüntümüz de derin olmuyor galiba. Böylece düştüğümüz durumlardan çıkmaya gayretimizde olmuyor. Bu konuyu duyunca şu ayeti kerimin bir muhatabının da milletçe biz olduğumuzu bilmek çok üzücü doğrusu.
Allah için yapılan mescitlerde Allah'ın adının anılmasını men'eden ve onların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim var ki? Bunlar, ancak oralara korka korka girebilirler. Onlara dünyada horluk var, ahirette de pek büyük bir azap.
BAKARA/114
Bu tehdit ne büyük bir tehdit ve bizim aldanışımız ne büyük bir aldanış. Belkide bu günahın ağırlığı tüm Türkiye müslümanlarının boynundadır. Belki de kulakların Ezana sağır olması, camilerin bayram ve cuma dışında pek az dolması sırf bu günahın ağırlığındandır. Ülkemize yerleşen her türlü batıl fikir en yüksek perdeden avazı bastığı,şirketleştiği, gökdelen tarlaları kurduğu halde yeterince cami var biride sussun demekle kime kafa tutulduğunun farkında bile olunmuyor ne yazık.
Yüreğinize sağlık sizi ve kaleminiz saygıyla selamlıyorum ilhamınız daim olsun.
Sahiplenme yüreğinizle şaheser bir eser çıkmış ortaya Sn:Adaklı sizi kutluyor listeme alıyorum.Saygılarımla...
Fatih'in mirasına ve vasiyetine sahip çıkmak, hem dini, hem vicdani, hem de milli bir görevdir.Yüreğinize sağlık, tebrik ediyorum.
Bu şiir ile ilgili 15 tane yorum bulunmakta