Ön söz
Bir kaç günden beri Şerahil Laçın'ın şiirlerini okuyorum.Beni kanatlandıran,düşündüren,alıp savuran,yüreklendiren şiirler.Doğrusu Şerahil Laçın'ın güçlü bir şair olduğunu bilmiyordum.Gerçi her Azerbaycan Türkü ya şairdir ya da şiirle hem haldır,ama belirli bir şiir çizgisinin üzerine çıkanlar da çok değildir.
Şerahil,şiirin öz cevherini bulan,onu bize cömertçe veren şairler arasında.
Hani bizde bir iddia vardır.Derler ki; 'Tıp fakültesinden her şey çıkar,arada sırada da doktor çıkar'.
Şairlerimiz,hikayecilerimiz,roman ve tiyatro yazarlarımız,siyasilerimiz ve başarılı idarecilerimiz arasında pek çok doktor bulunduğu için böyle söylenmiştir.
Şerahilin şiirlerini okuduğum zaman,inandım ki o,önce iyi bir şairdir,sonra da doktor.
Şiiri; 'Bir dilin musikisi' diye tarif edenler var.Şiirin ana malzemesi elbette dil.Şair ise o dili en güzel bir şekilde kullanan kelimeler mimarı.
Şerahil Laçın,Azerbaycan Türklerinden; yani Türkiye Türkleri gibi Oğuz boyundan.Dili elbette Oğuz Türkçesi.Türkçenin Azerbaycan şivesiyle yazıyor.Azerbaycan Türkçesi Türkiye Türkçesinden çok az farklı bir Türkçe.
Azerbaycan Türkleriyle Türkiye Türkleri birbirlerinden asırlarca ayrı yaşadılar.Bu bakımdan hem telaffuz,hem de kelime bakımından bir takım farklılıkların olması son derece tabiidir.Şerahil Laçın,bize Azerbaycan Türkçesinin güzelliğiyle şiirler söylüyor.
Onun tamamen Azerbaycan şivesiyle yazılmış şiirlerini okurken kendi kendime çok düşündüm; Dedim ki; Şiir,Türkiyede boynu bükük bir sanat dalı.Türkiyede Arap müziğine de,Türk müziğine de benzemeyen yavan,basit,bayağı kasetler,yüz bin civarında alıcı buluyor,ama aynı Türkiyede,bir şiir kitabı 3-5 bin civarında basılıyor.Türkiye Türkçesiyle basılan şiir kitapları boynu bükük beklerken Azerbaycan Türkçesiyle basılan; 'Ömrümüz bilmece kaldı' bizim sanat ve edebiyat dünyamızda acaba nasıl boy verecek? Çünkü Şerahil Laçın'ın o güzelim şiirlerini okuyanlar,inanıyorum ki ilk imkanda bir şaşkınlık içinde kalacaklardır.Gerçi Şerahil hece vezniyle yazıyor.Milletimizin binlerce seneden beri kullandığı şekilleri kullanıyor.Daha çok koşma tarzını tercih ediyor ve şiirlerini tam kafiyelerle,zengin kafiyelerle ve cinaslarla güzelleştiriyor.Redifi,kafiyeyi çok iyi biliyor.Ama Azerbaycan diliyle,Azerbaycan şivesiyle yazıyor.Mesela o,bir şiirinde şöyle söylüyor;
'Mısra dedin divan yüklü
E’laların e’lasıdır
Sade ve güzel bir söyleyiş.Bir tek mısra düşünün ki,onda koca bir divanın zengin mühtevası vardır.Eskilerin 'mısra-i berceste' yani çok kıymetli,çok zarif,çok mükemmel dedikleri mısra.Şimdi Türk okuyucusu bu beytin ikinci mısrasını 'ela' rengiyle karıştıracak ve tabii olarak şairin ne demek istediğini anlamayacaktır.Bilmeyecektir ki bizim dilimizdeki; 'ala' yani mükemmel,iyi,pek iyi manasında kullandığımız kelimeyi,Azerbaycan Türkleri 'e'la' şeklinde telaffuz etmektedirler.
Şerahilin 'Ömrümüz bilmece kaldı' kitabında bizim okuyucularımızın anlamayacakları,anlamadıkları için zevkine varamayacakları başka mısralar,başka kelimeler de var.
Mesela biz; 'yıl' diyoruz Azerbaycan Türkleri 'il' diyor.Biz;
'kör' diyoruz,'akıl' diyoruz,'cep' diyoruz,'küheylan' diyoruz,Azerbaycan Türkleri; 'kor' diyorlar,'ağıl','cib','köhlen'
diyorlar.Bilindiği gibi,Türkiye Türkçesinde 'kör' başka 'kor' başkadır,'akıl' başka 'ağıl' başkadır.
Hiçbir Anadolu Türkü 'gibi' karşılığında 'tek' kelimesini kullanmaz.Rüzgara 'külek','Torun'a 'Neve',Bulmak'a 'Tapmak'
demez.Bu bakımda her sayfada,şiirlerin altına,Türkiye Türkçesinden
bilinmeyen kullanılmayan kelimelerin karşılıkları verilmelidir ve
Türk aydını artık bir parçacık zahmet buyurup,kendi soyunun edebiyatını,dilini öğrenmeye çalışmalıdır.
Şerahil Laçın kendi dilini çok iyi kullanan,kendi tarihini çok iyi bilen
vatanını,milletini aşk derecesinde seven bir şair.Onun Yunus Emre
rahatlığıyla söylediği şu mısraların felsefi ağırlığına ve güzelliğine bakın;
Dünya sırrın kime açtı
Bu sır,sırlı ihtiyaçtı
Her tabut ölen ağaçtı,
Ölen,ölenin içinde
...Bir düz konuşan görmedim
Gidip-gelenin içinde
...Ömrümüz bilmece kaldı
Bunca bilenin içinde...
...Cihanda bir hükümdar var,
Cümle kölenin içinde...
Şerahil Laçın'ı dikkatle okumak,yeni,aydınlık ve düzel kardeş
edebiyata doğmak demektir.
Yavuz Bülent Bakiler
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!