İnsanlık var olduğundan bu yana kendisine uygun en doğru haberleşme yöntemini aradı durdu.
En uzun süre kullandığı ve en çok sevip bağlandığı iletişim aracı ise mektup oldu. Zamanın şartlarına göre kah koşarak, kah bir güvercinin ayağında, kah at üstünde büyük itina ile taşıdı onu. Mektubu taşıyanlar da toplumda sevilen bir statüye kavuşuverdiler. Onlara kimi zaman tatar, ulak, çapar dedik kimi zaman da postacı. Son yüzyılda ise emrine motorlu vasıtaları, trenleri hatta uçakları dahi verdik. Mektuptan başka örgütlü hiçbir iletişim aracımız olmadı yüzyıllarca. Her türlü zorluğa rağmen mektup adresine ulaştı. Gönderilen her mektup sevgi taşıdı. Umut götürdü. Hasret giderdi. Zaman zaman da acı, ıstırap ve hüzün dağıttı.
Doksanların başına kadar mektup en önemli haberleşme aracı oldu. Mektuplarla sevindik, ağladık, hüzünlendik, bayramlaştık. “Cansız fotoğraflarımızla en içten sevgilerimizi koyardık zarfların içine. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülürdü. Şu satırlar hangimize yabancıdır ki...
Sevgili (kıymetli, muhterem, değerli) babacığım (amca, teyze, hala vb. ama mutlaka sonunda -çiğim eki) . Nasılsın iyi misin, iyi ve sıhhatli olmanı bizleri yaratan yüce Mevlâ dan diler, üzerime farz olan selamımı gönderirim. Sen de bizi soracak olursan biz de iyiyiz...
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta