Günaydın sensizliğin korkusu, günaydın başucumda duran tozlu fotoğraf ve günaydın dertlerimin her geçen saniye yara aldığı bu savaş. Bugün yine kahroldum içimden sessizce. Çünkü mantıksızdı senin arkandan hüngür hüngür ağlamak! Senin bana vaat ettiğin tek şey yazdırdığın şiirler oldu bu aptal filmde. Senin yokluğun çok şey öğretti bana; ben sigaramın dumanında ısınmayı öğrendim sabahsız gecelerde, ben gözyaşı dökmeden ağlamayı öğrendim, ben bir kâğıda seni sığdırmayı öğrendim yokluğunda... Islanmadan kurumayı, içmeden sarhoş olmayı, yaşarken ölmeyi öğrendim sen ne yapıyor diye düşündüğünde... Meğerse ne karanlıkmış senin dünyan ne kadar kan kırmızımsıymış hayallerin... Senin gözlerin kahpe hayallerinin aynasıymış, kalbinse duygularının esiri. Sana bedduayı kalbin ediyormuş aslında, işte bende bu oyuna geldim. Çok pişmanım çok her şeyimle pişman; gözlerim sana bakıp ağladığı için, ellerim sana dokunup şiirler yazdığı için ve kalbim de sana inanıp sevdiği için pişman. Sana seni armağan ettiğim kâğıtlar pişman, kısık sesle yazılan onca şiirler pişman, bize şahitlik eden vefa dolu geceler bile pişman...
'Hani pişman olmazdım ben, ne büyük lafmış o! Hani hayatta pişman olacağım bir şey yapmazdım ben! Yaptım işte; Seni Sevmeyi Sevdim...'
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta