Seni, anlatsam.
Kırık saatlere,
geç kalan mektuplara.
Seni anlatsam,
duymayan kulağa,
utanmayı unutmuş dile.
Kaç kış üst üste sustum,
taş uyudu, yol uyudu, şehir uyudu.
Dışarıda gürültülü bir hayat,
bir tek ben ayakta,
bir tek ben nöbette.
Ben sana hasret.
Kaç gecemi sabaha bağladım,
hasretinle paslanan zincirler taşıdım.
Saçlarına dokunamadan yaşlandım,
bir sağa savruldum,
bir sola.
Adını içimden bile söylerken
sesim kısıldı.
Seni haykırabilsem,
uçurumun dibine,
sönmek üzere olan yıldıza,
son nefesini veren mum alevine.
Denizin ortasında
yalnız bir tahta parçasına tutunan umuda.
İlk sevdalar çoktan kaybetmiş büyüsünü,
sözler eskimiş,
öpüşmeler yarım.
Bir akşam ansızın çökerken şehrin üstüne,
bir bardak hüzün, bir sigara dumanı
alıp götürür insanı.
Seni anlatabilsem.
Yokluğun,
ateşin adı değil belki
ama soğuğun en derin hâli.
Öyle yorgunum ki,
gitme bile diyemiyorum,
yinede gitme gözlerini kapatma
Kayıt Tarihi : 13.2.2026 15:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!