Ben aşka tövbeliyken…
Sen değil miydin bir anda göğün yırtılan yerinden düşen,
Bir kor gibi gelip
İçimde yıllardır sessiz duran ne varsa ateşe veren?
Gözlerin…
Sanki suskun bir gecede ansızın yanan kandil,
Bir dağın zirvesine bırakılmış son umut gibi
Ulaşılmaz,
Ama bir o kadar davetkâr…
Ben ki,
Kendi içine kapanmış bir yolcuydum,
Aşka küsmüş,
Yüreğinin duvarlarını kırk kat taşla örmüş bir ömür…
Kendi kendime mühür vurmuş,
Kendi kendimi sürgüne yollamış bir gönül…
Sen geldin…
Bir kapıyı değil, bütün bir ömrü araladın.
Kırk yıldır kimsenin duymadığı sesimi
Bir nefeste çözdün.
Sırılsıklam bir bahar gibi indin üzerime,
Önce saçlarıma değdin,
Sonra içimdeki çocuk uyandı.
Ben tövbeliydim…
Sevmem sanıyordum, sevsem bile dayanmaz sanıyordum
Kalbimin yaralı yerleri.
Ama aşkın,
En çok da yaraya iyi gelirmiş meğer.
Seninle öğrendim.
Gelişin bir mucize miydi,
Bir kader cilvesi mi,
Yoksa çoktan yazılmış bir hikâyenin son sayfası mıydı bilmiyorum…
Ama bildiğim tek şey var:
Bazen insan,
Kendi aldığı tüm kararların üstüne bir çift göz yüzünden
Kendisiyle savaşırmış.
Ben o savaşı kaybettim…
Ve iyi ki kaybettim.
Çünkü sen,
Sadece bir ihtimal değildin;
Benim yeniden doğuşum,
Yeniden inanışım,
Yeniden “olabilir” deyişimdi.
Şimdi aşkın adını,
Eski tövbelerimin üzerine yazıyorum.
Kırılgan değil,
Korkak değil,
Tam anlamıyla yüreğe işleyen bir çizgiyle…
Ve bil ki,
Ne kadar uzak düşsek,
Ne kadar sessiz kalsak,
Aşkın bende bıraktığı iz
Kaderin unuttuğu bir yol değil artık;
Tam tersine,
Kaderin bizzat kendisi…
Son sözümü de rüzgâr değil, ben söylüyorum:
Bu gönül sana döndüyse,
Bunu yazanın adı bellidir…
Kul Ortak
Bu satırların sonunda,
Aşkın inadına yaşayan imzadır.
KUL ORTAK
Kayıt Tarihi : 7.12.2025 12:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!