Sen Çay Dök, Ben de İçimi!
Bu dünyada imanla yaşayıp, yetimlerin başını okşuyorsak; öğrenim gençliğine ve ilim talebelerine destek oluyor, kimsesizleri sevindiriyorsak, ne mutlu bize! Güzel bir söz okumuştum, diyordu ki:
“Dili kalbine inmeyen zahir ehli bizi anlayamaz. Hal ehli biri var ise, gelsin, onunla dilsiz konuşalım.”
Elinize çayınızı, kahvenizi alın; önyargılarınızı ise çöp kutusuna atın. O zaman, haydi başlayalım.
Politikanın yaşayan putları ve onlara biat eden tepkisiz toplumlar, hastalıklı ve tedaviye muhtaç toplumlardır. Öncelikle bu kitlelere maneviyat şırıngası yapılmalı; ardından vatan ve memleket sevgisinin şuuru ile sorgulama ve hesap sorma bilinciyle yüzleşmek gerekir.
“Özerklik” safsatası gibi söylemlerle halka yutturulmaya çalışılan gizli programlar ve zehirler var. DSÖ ile iş tutuyorsunuz; halk şu an ne yaptığınızı anlamıyor olabilir ama anladığında, tarla faresi gibi kaçacak delik bulamayacaksınız.
DSÖ ile “salgın anayasası” imzalamak, küresel sermayelere hizmet ettiğinizin resmî kanıtıdır. Lafı dolandırmaya gerek yok. Politik yazıları pek sevmem ama konu halk ve vatan olunca yazmak elzem oldu.
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta