Sen benim hiçliğimin mestûr u menkûr serâbısın,
Nâmın var amma vücûdun gûyâ efsûnlu bir hayâl-i nâbısın.
Varlığın adem ile hemhâl, yokluğun vücûda şebîh,
Her iki hâl içinde de muallakta bir hicrânısın.
Sükûtun gürler içimde zelzele-i rûz-ı mahşer gibi,
Bir kelâm etsen yine lâfzen değil, mânâca harâbısın.
Kıyıdan kopmuş eski limanların sisli rüyâsında
Yitik bir sefîne gibi, pusulasız bir seferdârısın.
Meğer zulmetime düşen sönük bir şerâre-i nârısın.
Cam-ı hicrâna dudaklarınla çizdiğin nâ-mevcûd resim,
Sonbahar otellerinde üşüyen genç uykuların
Üzerine çöken rûhânî ve mütereddit bir gubârısın.
Telefon zillerinde ürperen telaşlı bir kulak gibi
Her an beklenen fakat gelmeyen bir ihtisârısın.
Çığlıklarımı silmeyen sağır duvarlar arasında
Yankıdan ibaret kalmış, bitmeyen bir inkisârısın.
Tren pencerelerinde akıp giden gurbet manzarası,
Dokunulmaz, tutulmaz, dâim firâr eden diyârısın.
Yabancı bir şarkı gibi yarım ve titrek nağmesin,
Ne tam sükût ne tam sadâ, arada kalmış bir figârısın.
Yağmur yemiş dallar misâli ıslak ve kimsesiz,
Toprağa düşmeden çürüyen bir meyve-i dîdârısın.
Uykularımın ortasında çağırdığım o eski çocukluk,
Sesimle ağladığımda bile dönüp bakmayan yârısın.
Ne ana şefkati kadar yakın ne kabir taşı kadar soğuk,
Ey adı konmaz, sûreti seçilmez muammâ-yı muğlak,
Ben seni sevdim demem zira sevmek bile fazladır,
Sen benim hiçliğimin dahi altında bir miktârısın.
Varsan da yok hükmünde, yoksan da içimde mevcûd,
Hakîkatle vehim arasında asılı bir efkârısın.
Ne tam unuturum seni ne hatırlamaya tâkatim var,
Rûh-u perîşânımda bitmeyen gizli bir mezârısın.
Velhâsıl ey nâ-mevcûd mevcûd, ey müphemlik denizi,
Ne sâhiline varılır ne ortasında gark olunur kârısın.
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 19:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!