1-
Şehrimin de kayboldu minareleri
Süslü kuleler içinde
Gölgeleri düşmez oldu yerlere
Soluyuşu zıtlıklar içinde…
Kışı bahar gibi, baharı cennet
Dünyalıktan yana çekmez hiç kasvet
Herkes kendi deminde, dolanır durur
Fakiri çok, garibanı bir yudum hasret
Kavurur sıcağı, alınlarda ter
Cami gölgeleri, kundak yorguna
Kuşlar alaylarla gelin gezdirir,
Akan sular renk verir her kuytuya…
Derelerin doldu toprak, toz ile
Yolların kapkara, yeşilin kavruk
İnsanın direnir bozuk zamana
Düşerse yolunuz Adıyaman’a
Mecnun da yaşıyor, bilin, Leyla da,
Fırat kenarında dizilir saf saf
Coşarsınız bembeyaz bir vaveylada
Aşka giden, bu şehirde yol bulur…
Bu şehirden eser sevda rüzgârı
Bu şehrin tazedir daha havası
Bir nice sevendir, gelir de gelir
Burada dolanır dadaşın hası
Bu çıkmaz sokakta bunca seferî
Bir nazar yerler ki, döner ferleri…
Başı dumanlılar toplanır durur,
Burada yol arar Gakkoş, Çerkez, Laz
Burada demlenir, kışa inat, yaz…
Sabahın en taze seherlerinde
Bir esinti çarpar baht rüzgârından
Şehrim ki, bir çıkmaz sokak içinde
Maverada açar, gül var içinde
Şehrim ki dillenip söze gelse yol
Ne sevdalar geçmiş reh-güzerinden
Mecnun istidatlı aşklar içinde…
Havası da ayrı, suyu da ayrı
Kayan yıldızları başka zeminde
Bildim bir iş var ki, bu iş içinde
Sevdadır, döndüren bunca muradı
Bu şehirde gezer Nuh’un gemisi
Görenin hoş olur dimağı, adı
Zaman da koflaşsa, devir de batsa
Yeşerir mekânın her zemininde
Asırlık çınarlar hep yan da yatsa…
Yamaçlarda renk renk selama durmuş
Rüzgâra salarlar gönüllerini
Döktürür, arabesk entarilerle
Aşk süzerler, hüzün katıp sineye
Şehir ne dem sükûn bulsa gözümde
Ben uyurum, rüyam döner şehire
Ben uyurum, hasret, kaldığı yerde…
Hasretler duyarım eski günlere
Çocukluğum tüter, bir an gözümde
Yaşlandıkça korku düşer özüme
Ayrılık mı, hasret mi belli değil
Burnumda tütüyor yokluk yılları
Memlekette o çocukluk yılları...
2-
Zaman ki dönmekten yorulmuş mutlak
Şehrimin kimsesiz sokaklarında
Çarşısı hala o eski çarşıdır,
Yıllar geçti, varla yoklar içinde
İskemlesi aynı, masası aynı
Sahipler değişti, mekânlar aynı
Ne mezarlık yeter, ne kundak biter
Havuz başı farklı solur havayı
Ücralara kaçar gerçek tiryaki
Muhabbetli çaylar nerde içilir,
Siyaset kumaşı nerde biçilir
Bilenler biliyor şen meclisleri.
Kimine kaftanın hası dikilir
Kimisinin kurum olur isleri…
Eski toprakları göçtüler hele
Bambaşka ellerde buldular yoldaş
Ölseler de dönmüyor tabutları
İnat mıdır nedir, bu yaptıkları
Eskimez dostları çok uzaklarda
Her biri gurbetin bir şahikası
Ölseler de dönmüyor tabutları…
Yıllar uçtu, şehrim değişti lakin
Bahçelere çıkmaz oldu yolları
Kimse bilmez gelen giden dostları…
Büyüdü bu şehir; gayri tanımaz
Eski demden, yeni halli anlamaz
Her gelen kendince bulur visali
Şehir aşkı sadakatte vermez timsali
Eski aşkta sadakatin adresi
Hem şeklen değişti, kısıldı sesi
Hem artık zamanın hamdır muradı…
“Hele ben de Adıyaman olaydım
Türkü türkü yollarına dolaydım
Senin aşkın ile saçım yolaydım
Tenha bir köşende unutulaydım
Hele ben de çıkmazlarda kalaydım,
Buram buram hasretinle yanaydım
Soluduğun hava ile dolaydım
Tenha bir köşende unutulaydım…”
Ölümü o yana koy, ayrılık mı? Lımın oy…”
Bu şehir ki, bir Vadi-i Yaman’dır
Bu şehir ki, ne hoş Adıyaman’dır…
Kayıt Tarihi : 25.3.2007 18:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!