Şehr-i İstanbul Şiiri - Erdal Çoban

Erdal Çoban
199

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Şehr-i İstanbul

Gezinti vaktidir yolcu
Rehberin benim, güzergah Konstantin
Yeni camii, banyosunu yeni yaptı yeni
İstemeden de olsa İstanbul, keseledi kirlerini
İki mendil fiyatına bir çocuk
Yanımdaki çakmakçı ateşledi düşlerimi
Zor değil bilesin.
Sarı ve yeşil
Biraz mermer, biraz çinili göz getir
Koy İstanbul’un kalbine
Yeni camii deriz olur biter
Bir isim bulmasan da olur,
Arnavut köydüm bugün
Dertleri saldım denize
Bir olta genişliğinde
Tarih ve gözyaşı oldum
Dik yokuşlu zenginliğinde
Cumbalardan sarktım bazı,bazı
Elimde avucumda bekaretinin zarafetiyle
Boğaza gerdim sonra gergefi ala bulanık bedenini
Bir Anadolu’da bir Rumeli’ de hisar oldum, gözlerinde
Yeniçeriler kaldırdı kazanları
Ensenin boynuna açılan terkedilmişliğinde..
Her semtinde bir paşayı astılar.
Güzelliğinin diyetine
Balat sokakları benim, yitip giden gençliğim
Tenhada bekler eli bıçaklı çocukluğum.
Gasp eder yılları, çalıp kaçar umutlarımı
Bir güvercin uğultusu
Eminönü’ndeki yem satan teyzenin üzüntüsü
Yem atan gençler, yem yiyen gençler
O da artık yem yerine başka şeyler satar mı bilmem
Kötü bir koku altın boynuz,yılları sırtından bıçaklayan ben
Kiliseden çalınmış birkaç dilek mumu bir de Meryem ana freski
İki el önde dua okuyan madam Anjelik
Tabutunu hazırlamaya çalışan Ermeni
İçine girip genişliğini kontrol ettiğim tabutlar
Kereste kokusu, karanlık,ölüm
Durup içinde düşündüğüm hayatın anlamını sorguladığım o günler
Tabutlarım çürüdüler
Hepsi birer,birer sahiplerini öldürüp mezarlarına gömüldüler
Beynimi parçalayan çizgiler
Ayasofya’ nın kubbesindeki ölümü
Kzıla boyalı bir terkedilmişlik
Yanmış yıkılmış bir Bizans
Yılanlı sütunun çalınan yılanları
kafamdaki birbirini kovalayan sorular

İşte o anda sokak çocuğu çaresizliğinde
Soğuk
Buharı ayazında ciğerlere çekilen
Vakti gelince sokağın başında
Geniş bir tencereden çıkan darbuka seslenişleri
Kofti köftecinin Kurtuluş ahalisine yarım ekmek arası geviş getirtişi
Eli keman dili yay velet-i zinaların kukada kendini kaybedişi
Yüksek dağ gecelerinin
Sisli ve uzak bir ada vapurunun düdüğünde
İsyanı sırtlayıp küfeler dolusu yüklenişi
Ve sen arzulu begonya
Kire bulanık kaldırımların hafif meşrep ablası
Sardığın yaprak dolması kıvamına gizli gacı zulalarının
Patlat gitsin zıvanası
Çek geceyi cebine yeni yetmelerin ciğerlerinde
Tarla başındaki rahlende söv;
İstanbul’un akıntısı kendinden fazla dinginliğine
Uyudu belki şehir, sen ayakta idin
Görmedin..
Uyandı belki şehir kalbin gecede kaldı
sen hissetmedin
Begonya sen çetrefilli bir hengamedeydin
Kaldırım üstünde platonik sevgimle yok olup gittin
Sen sulu kulede herhangi bir geceydin
Cümbüşünle bir gece daha sevgimle dirildin
Sabahın ayazında uyandın
Feracelerine düşlerinle sarındın
Konstantin de bir kadin
Feracesi adim,adim
Kapalıçarşıda kapalı bedeninde kızıl güneşi batırdım
Siyah çarşafının içinden dolunayı gördüm sandım
Beyoğlunda bir kadın
Feracesini okşamak lazım
Sonra sinirden sövmeli kadına
Kapatmak için yaratmadı seni tanrım
Konstantin de bir kadın
Feracesini yırtıp atmak lazım
Gece ve kadın
Karanlıkta kaldı çocuk kalan yanım
Cihangirde parkta kadın
Ağzındaki sakızında saklı gülüşte takılı kaldım
Bir zerrecik makyajında öldüm
İstanbul’da bir kadın,
Parasıyla oldu karim
Sabahın ayazı vurunca hayalarıma
Yatağımda sahipsiz bir feraceyle kalakaldım
Arzulu begonya sen çetrefilli ve yamandın
Bilir misin? Begonyam
Yeni camiye çıkarken bir kemerli geçit vardır
Sanki geçmişle geleceği ayırır birbirinden
Kaç defa geçti kim bilir sevda dolu yürekler
Polisten kaçan devrimciler
Kaç ömür geçti varoşların gürültüsünde
Şehr-i İstanbul dedi turist ufak çocuğa
Orası bu yıkıntılar bu toz duman mı
Nerde Bizans’ın ana kalesi
Nerde yüzyıllık kız kulesi aşklarının ah eden sesleri
Neyzen nerde,ne oldu içtiği tonlarca rakı
Nerde can baba, öldü öleli kim sövüyor Allah’a
Bir parkaya sarılı taş üstünde yiten hayatlar
Sarma tütünden bıyıklara sinmiş sarı tütün lekesi
İstanbul kalabalığına inat
Sana tek başıma sevdalanabilir miyim?
Çengel köy’den bir güzele aşık olsam
Kalbinde ona ve bana bir düş ülkesi kurabilir misin?
Yere batan sarnıcının önünde yere batmak istesem
Ayasofya da altın bir revak olmak istesem
Tarlabaşında bir Roman olup çalgı çalsam
Beyoğlu’nda kendimden tiksinene kadar içmek istesem
Kemerli geçidin olmak istesem
Arzulu begonyan olmak istesem
İzin verir misin?

Erdal ÇOBAN

Erdal Çoban
Kayıt Tarihi : 7.4.2006 17:46:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Mustafa Atiş
    Mustafa Atiş

    Şiiriniz güzel olmuş. Yüreğinize sağlık. Yarışmada başarılar. Sevgiyle kalın. Mustafa ATİŞ

    Cevap Yaz
  • Gülçin İçöz
    Gülçin İçöz

    ellerine saglık her şiirini beğendiğim gibi bu şiirde begendım hemde cok.Sen gözden kacırılmaması gereken bir insansın.Umarım herkes yazılarının degerını benım kadar iyi anlayabilir.başarılar diliyorum

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (2)

Erdal Çoban