Beton yığınlarını bilirsin de,
sen köyün o tezek kokusunu,
taştan yapılı,
toprak damlarını bilir misin şehirli çocuk.
Bilir misin mis gibi kokan toprağın
huyunu-suyunu,
hele de bir dağın kokusunu,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Nerden bileceksin,
sen hiç köylü olmadın ki.
Arada unutulmuş köyümüze gel
şehirli çocuk,
iyice betonlaşmadan.
muhteşem bir konu...su gibi akıp giden dizeler.tablo güzelliğinde bir şiir..ben şimdi sizi alkışlamaz mıyım?
Nasıl diye sorma şehirli çocuk!
Sen ellerinle uzanacak kadar
çok ve yakın yıldızlar görmedin ki.
Sen hiç dam da, harman da,
dağ da koyun güdüp yatmadın ki.
Sen bir çul atıp gece üstüne yatmadın ki.
En parlak yıldızları üstüne yorgan gibi çekip,
ay’ın koynun da yatmadın ki.
*****************************************************
Bazen ne düşünüyorum biliyormusunuz, kendi kendime;
Hiç kimin kimsen olmayacak,
Gideceksin, memleketine,
Yani Harapşehire...
Ulu bir ağaç seçeceksin,
Sırtüstü uzanacaksın gölgesine,
Kenarından, şırıl şırıl akan bir dere,
Edrafta kuş sesleri,
Esen ılık bir rüzgâr,
Yaprak seslerinin hışıltısını duyacaksın....
Ve gözlerini kapatacaksın, sonsuzluğa...
Yani ölüme...
İşte öyle....
Hüseyin Çubuk
Taki abiciğim bu harika şiiriniz beni taa memleketime yani harapşehire götürdü...Çocukluğumu bir daha yaşadım adeta... Abi yüreğin dert görmesin... Kaleminiz daim olsun.
Saygılarımla...
Belki ellerin çok güzel şehirli çocuk,
yüzünde pürüzsüz.
*****************************************
Doğru,
görüntü iyi ama
Robot..TEBRİKLER
'Mahrumiyet abidelerini'
Güzel anlatmışsınız
kutluyorum yazan güzel yüreği..
namık cem
şair şiirinde insan yaşamının şehirlerde doğallıktan uzak yapay süslemelerle
bir bakıma avuntu olduğunu asılnda süslemek adına yapılan güzelliklerin kirliliğe dönüştüğünün ip uçaların verir gibi..ve kırsaldaki o tertemiz yaşamın
insan ve üretim araclarının birlikteliğinin doyumsuz tadını ve üretmenin mutluluğu belirginleşerek dizelerin derinliklerinde göz kırparken,, şahir yaşantısına tatlı bir yerim le... doğanlığa özlemin altı çiziliyordu bir bakıma..
Kutluyorum emeği alkışlıyorum şair ve şiiri...
oldukça nostaljik, sosyal ağırlıklı, güzel bir şiir okudum kaleminize sağlık, tam puanımla kutlarım...
Bu şiir ile ilgili 6 tane yorum bulunmakta