Felekler raksa geldi, nûr-ı mutlak doğdu ol demde,
Cihân sükût ederken, sırr-ı tevhîd coştu âlemde.
Burâk’ın izzetiyle tayy-ı mekân eyleyip Sultan,
Mekândan lâ-mekâna erdi, kalmadı zerre bir gamda.
Kadem bastı o dem Sidre’ye, Cebrâil durup kaldı,
"Varırsam bir adım dahi, yanarım!" deyu ah aldı.
Habîb-i Kibriyâ yalnız, o ulyâ perdeye daldı,
Cemâl-i pâk-i Mevlâ’yı, hicâbsız rü’yete saldı.
Ne hây ü hûy, ne sûret var; ne had var, ne cihet kaldı,
O "Kābe Kavseyn" içre, gönül deryâya gark oldu.
Hitâb-ı "Ümmetî" düştü o gül lebden yana her an,
Gözü yaşlı Nebî’miz, Hakk’a aşkla secdeye vardı.
Gönül mülkü perîşândır, firâkın nârı yakmaktadır,
Gözümden hûn-ı hasret, dâimâ sel gibi akmaktadır.
Gelen nûr-ı tecellîden, kulun biçâre kalmıştır,
Bu mısrâlar yürekten, bir hazîn feryâda dönmüştür.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 5.2.2026 21:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Mi’râc Gecesi ve Mutlak Kavuşma Gökler dansa kalktı, o anda mutlak nur doğdu; Dünya sessizliğe bürünmüşken, Allah'ın birliği sırrı tüm alemde coştu. Sultan (Peygamberimiz), Burak’ın şerefiyle mekanı aşıp geçti, Mekandan mekansızlığa (Allah'ın katına) ulaştı, içinde hiçbir keder kalmadı. Sidre makamına ayak bastığında, Cebrail durup durakladı; "Bir adım daha atarsam yanarım!" diyerek iç çekti. Allah'ın Sevgilisi, o en yüce perdeden tek başına içeri daldı; Mevla'nın tertemiz cemalini, hiçbir perde olmadan apaçık gördü. Ne bir gürültü ne bir şekil; ne sınır ne de yön kaldı, "İki yay boyu kadar" olan o en yakın makamda, gönül deryaya daldı. O gül dudaklardan her an "Ümmetim" hitabı döküldü; Gözü yaşlı Peygamberimiz, Allah’a aşkla secdeye vardı. Gönül mülkü perişandır, ayrılığın ateşi yakmaktadır; Gözümden hasret kanı (yaşı), daima sel gibi akmaktadır. O tecelli eden nur karşısında kulun çaresiz kalmıştır; Bu mısralar yürekten kopan hüzünlü bir feryada dönüşmüştür.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!