Bulutlar çekilir, açılır perde,
Bir sonsuz gökyüzü kalır derinde.
Ruhumun sustuğu o ıssız yerde,
Yankılanır sesin, ey dertli vatan!
Bağrında binlerce adsız kahraman...
Bak Şahrud, rüzgar yine o eski türküyü fısıldıyor tepelerin dumanlı boynuna!
Toprak, susuz bir çocuk gibi çatlamış avuçlarını gökyüzüne açmışken; ben senin gözlerinde saklı kalan o son yağmuru bekliyorum.
Bizim hikayemiz, henüz süt kokusu dinmemiş bir çocuğun masumiyetinde başlayıp, avucuna kınası yeni yakılmış bir gelinin hıçkırığında mühürlendi.
Her gidişin bir acıydı Şahrud, her dönüşün ise içimde sönmek bilmeyen bir ateş...
Hasret dediğin, göğüs tahtamda çırpınan yaralı bir kuş değil sadece; o, her gece yeniden kurulan dar ağaçlarında sessizce sallanan bir kadın çığlığıdır.
Bir tekne süzülür hayallerimin kıyısından,
Yükü ağır; içinde biraz uzak, biraz sitem.
Eski bir Seyduna Türküsü yankılanır rüyalarımda,
Sustuğum ne varsa, notalarda can bulur o dem.
Dudağımda sönmeye yüz tutmuş bir sigara,
Yağmur usulca iner, yıkar her sokağı,
Boyası dökülmüş duvarlar ağlar içli içli.
Her gecekondu bir anı saklar bağrında,
Bu eski mahalle sanki bir şair kadar hisli.
Cılız bir sokak lambası yanar karanlıkta,
Masanın üzerinde unutulmuş bir kitap,
Kenarında dumanı tüten, acı bir çay,
Demini almış yalnızlık, sarmış odayı,
Sandalyede bir gölge, sanki bitmeyen alay.
Kağıt beyaz bir kefen gibi beklerken kalemi,
Yüce bir dağ başında yankılanır sessizlik,
Her bir kayada gizli bin yıllık kimsesizlik.
Sınırda nöbet bekler, çelik yürekli asker,
Mehmetçik’tir adı, göğsünde imanı güler.
Gecenin karanlığında bir polis devriyede,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!