Savaş meydanları;
Korkuyla cesaretin aynı kadehten zehir içtiği,
Vahşetin insanın en çıplak hâline büründüğü
Kızıl ve dilsiz bir mahşerdir.
Bir erin gözbebeğinde sönen o son parıltı,
Bir generalin göğsündeki soğuk madalyaya tırmanır
Ve orada, tarihin ağır yüküyle,
hayatın özününe karışır.
Ölü bedenler;
Toprağın üzerine kanla atılmış,
Okunamayan o devasa imzanın
Artık harfleridir.
Demir, insanın hırsından utanıp bükülür;
Söz, kurşuna evrilir,
Ses boşlukta çürür.
Toplar, göğün bağrını yırtan demir sırtlanlar gibi
Açlığını ebedî sükûta haykırır.
Yaşamın mukaddes nefesi,
Barutun kara isiyle boğulurken;
Çelik ve inanç, tarihin kızgın fırınında
Tek bir soğuk kül yığınına dönüşür.
Süngülerin ucunda kırılan o akşam güneşi,
Kılıçların sırtında şimşekler emzirir.
Nidalar dualara sarılır,
Tekbirler göğün katlarını zorlar;
Çünkü burada ölüm, bir son değil,
Toprağın hafızasına kazınan
En keskin harftir.
Burası;
Bazen bir imparatorluğun can çekişen son nefesi,
Bazen küllerinden doğan bir şafağın
İlk kanlı çizgisidir.
Ama her zaman,
Zamanın üzerinden geçip gittiği,
Fakat toprağın asla unutmadığı
O devasa sızının adıdır.
Savaş meydanıdır burası:
Metalden bir fırtınanın ortasında,
İnsanlık onurunun kendi gölgesini aradığı
O ıssız ve ebedî yankı.
Kayıt Tarihi : 10.1.2026 00:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!