Bu yaşıma geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.
Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.
Güneş zaptediyor gözlerini
Kar çiçeklerine belenmiş
Balarılarıyla
Döşeğin kara kışta
Bu tahtaboşa seren
Devamını Oku
Kar çiçeklerine belenmiş
Balarılarıyla
Döşeğin kara kışta
Bu tahtaboşa seren




sarıl bana..
...
anamın bıraktığı yerden sarıl bana..
...
sevgiden caydığım yerde darıl bana..
'':(( seni yakanlar da birgün kendi ateşlerinde yanaçaklar buradan sizi yakanlara lanet olsun diyorum.... :((''
Antoloji.com sitesinin yöneticilerinin: 18 Mart 2007 tarihinde günün anlamını içeren Çanakkale Denzi Savaşlarının yıldönümünde; bu konuda bir şiiri siteye koymamalarının 'günün şiiri' olatrak yer almamasının hiç bir haklı nedeni olamaz. Bunun ticaret, halkla ilişkiler, hukuk, matematik, vs. le savunulması olanaksızdır. Siz böylesine Türk ulusu için çok önemli bir günde bu konuyu düşünemezseniz: Bu sitede şiir veren insanlar olarak biz, 'bu sitede ne işimiz var?' Sorusunu kendimize sorarız. Siteye kayıt olurken herkesten TC Nüfus Kağıdı fotokopi ve örneğini iseyenlerde burada kendi kimlik kartlarını yayınlamalarını İsteme hakkımız vardır.... Ne yapılmak isteniyorsa açıkca söylenmelidir! Bunun sıaradan bir sekreterya hatası, unutkanlık vs. ile açıklanması olanaksızdır. Soruyorum: Siz kimsiniz ve kime hizmet ediyorsunuz? Bilelim ve ona göre gerekeni yaparız! Hiç Kuşkunuz olmasın!...
Tevfik Yalçın
Sayın Teymur Beyefedi, bu güne münhasıran
bu köşeye Çanakkale ve Yüce Atamız yakışırdı.
İşletmecilik meleke ister,yürek ister,tarafsızlık ister.
Kültür ister,emek ister,gönül almak ister.
Birazda tecrübe ister.
Üstadım görüyorumki hiç bir özel günde bu köşede özel bir şiir ve şair yer almıyor.
Bazı insanların gözünden kaçıyordur ama bizim gözümüzden kaçmıyor.
Zatı aliniz şiir yarışmasında jüri üyesi olarak gözüküyor.
Ben bu şartlarda sizin tarafsız olacağınıza inanmıyorum ve de hiç inanmadım.
Bizler atalarımızdan bu vatanı deviraldık,
namusumuz gibi dimdik taşıyacağız.
Ona uzanan dilleri,elleri,kem gözleri,sözleri kanımızın son damlasına kadar engelleyip gereğini yapacağız.
Bizler Çanakkaleyi ve Yurdumuzu kimseye geçirtmeyeceğiz.
Yüce ATAM sen rahat uyu,bizler varken kurduğun CUMHURİYET ilelebet yaşayacak,yaşatılacaktır.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
MUSTAFA KEMAL
- Dağ başını efkâr almış,
Gümüş dere durmaz akar, -
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim:
Ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar.
Ağlar - ağlatır: Cihan ağlar,
Mızıkalar iniler; ırlam - ırlam dövülür,
Altmış - üç ilimiz: Altmış - üç yetim.
Yıllar gelir - geçer: Kuşlar gelir -geçer,
Her geçen, seni bizden parça -parça götürür.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!
Diz dövdüm:
Gözlerim şavkı gitti Sakarya'nın suyuna.
Sakarya'nın suları namın söyleşir.
Hemşerim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara'dan uçan kuşlar,
'Kemal'im' der, günler - günü çağrışır.
Kahrolur, bulutlara karışır.
Gök bulut, yaşamak bulut.
Uca dağlar, dev - boyunlu morca dağlar,
Divan durmuş, bekleşir.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!
Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
Çıngı kaymış, alazlanmış gözlerin,
Sol gözünde güneş - südü sıcaklık
Ellerinden öperim Mustafa Kemal.
Senin dalın yaprağın, biz senin fidanların.
Biz, bunları yapamadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal:
Elsiz - ayaksız bir yeşil yılan
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
Hani bir vakitler, Kubilây'ı kestiler.
Çün buyurdun! Kesenleri astılar,
Sen uyudun. Asılanlar dirildi.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!
Karalar kuşanmış, Kaadeniz akmam diyor,
Dokunmayın! Ağlamaktan bıkmam diyor.
Bu gece kıyamet gecesi.
Bu vapur Bandırma vapuru.
Yattığı yer nur olsun Mustafa - Kemal,
Ben ölümden korkmam diyor,
Korkmam diyen dilleri: Toz oldu - toprak oldu.
Bir kusur işledik, bağışlar mı kim bilir
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını.
Günahı - vebâli öğretenin boynuna,
Erdirip - dolduran'a ana - avrat sövmesini.
Yüreğim kırıldı. Kanım kurudu.
Var git Karadeniz! Var git başımdan.
Mızıka çalındı: Düğün mü sandın
Bir yol koyup gideni gelir mi sandın?
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!
Ankara'nın taşına bak!
Tut ki baktım: Uzar gider efkârım:
Çayır ağlar, çimen ağlar. Ben ağlarım:
Gözlerimin yaşına bak!
Ankara Kalesi'nde, Rasat Tepe'de
Bir akça - şahan, gezer, dolanır
Yaşın - yaşın, mezarını aranır,
Şu dünyanın işine bak -
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!
Attila İLHAN
KUVÂYİ MİLLİYE
Saat 2.30.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık - tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim - dağları
ve dağlarda tek tek
ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:
Akarçay belki bir akarsu,
belki bir ırmak,
belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
ve kılıçsız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
kırmızı
beyaz
ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü'nün altından
gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp gider.
Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkaındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: 'Üç' dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'de Afyon Ovası'na atlıyacaktı.
Nazım Hikmet RAN
müthiş şiir.cemal süreya'dan sonra ikinci yeninin en usta kalemlerinden biri.
UMARIM BU GÜNÜN COŞKUSU TÜM YÜREKLERDE YEŞERİR VE BU GÜNÜN KIYMETİNİ HERKEZ ANLAR
Arkadaş geçmişin anılarından biraz şikayetçi galiba.Ama sevgiden vazgeçmeyişi ona yaşama bağlanmak için bir sebep sunuyor.İnanın bana sevginin ışığı her kezin karanlık yaşamını aydınlatmaya yetecektir.
BİR YOLCUYA
DUR YOLCU! BİLMEDEN GELİP BASTIĞIN
BU TOPRAK,
BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR.
EĞİL DE KULAK VER,
BU SESSİZ YIĞIN
BİR VATAN KALBİNİN ATTIĞI YERDİR.
BU ISSIZ, GÖLGESİZ YOLUN SOLUNDA
GÖRDÜĞÜN BU TÜMSEK, ANADOLU'NDA
İSTİKLÂL UĞRUNDA,
NAMUS YOLUNDA
CAN VEREN MEHMET'İN YATTIĞI YERDİR.
BU TÜMSEK, KOPARKEN BÜYÜK ZELZELE
SON VATAN PARÇASI GEÇERKEN ELE
MEHMET'İN DÜŞMANI BOĞDUĞU SELE
MÜBAREK KANINI KATTIĞI YERDİR.
DÜŞÜN Kİ. HAŞROLAN KAN, KEMİK, ETİN
YAPTIĞI BU TÜMSEK AMANSIZ, ÇETİN
BİR HARBİN SONUNDA BÜTÜN MİLLETİN
HÜRRİYET ZEVKİNİ TATTIĞI YERDİR.
Necmettin Halil ONAN
Bu şiir ile ilgili 69 tane yorum bulunmakta