Yıl bin dokuz yüz on dört, ay Aralık,
Yürüyor imanı pek cengaver,
Set çekmiş önüne çetin kış ve Allahuekber.
Çöküyor gökten sinsi gece,
Sarıyor vücudu eksi kırk derece.
Yırtıyor yanağı keskin sazak,
İncecik çarıkta üşüyor ayak,
Üşüyor, üşüyor, üşüyor...
Ve nihayet... Çürüyüp kopuyor ince parmak.
Yüz bini aşkın mevcudattan,
Doksan bininin bu son durağı,
Her biri yakın sanıyor ırağı.
Etrafı hüzün sarıyor derinden,
Düşeni diğeri kaldırıyor yerinden.
Bir ağaç dalı, bir kaya dibi barınak,
Sessiz bir ölüm yağıyor sağanak sağanak.
Bin bir meşakkate göğüs geriyor yürekler,
Son çare: Donmamak için kesilmiş bilekler.
Buz kesip donuyor koldaki yara,
Üç beş damla kan ancak ulaşıyor kara.
Ve düşüyor zemine kan yazıyor gerçekleri,
Bembeyaz örtüde açıyor kar çiçekleri.
Mevzide yaşanan hakikat sabit,
Bakın ne diyor şu Rus zabit:
" Teslim alamadım, zira,
Allahlarına teslim olmuşlardı,
Açık kalan gözlerinde hala cesaret vardı...
Hangi heykeltıraş dikebilir böyle bir abide..."
Bu güne dek yazmamış tarih böyle bir Hakk'a varış,
Sene bin dokuz yüz on dört, yer Sarıkamış.
Kayıt Tarihi : 1.10.2022 11:13:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!