On parmağında on kusur bir adamdın.
Kaçıncı yalanında vazgeçtim senden, saymadım.
Sana rağmen, sana çok bile dayandım.
Ödün verdikçe, kapında köleyim sandın.
Sağlam yanlıştın; bütün doğrularımı katlettin.
Şimdiye dek, milyon kere üstünü çizmem gerekiyordu.
Ama sen aklımı bana düşman ettin.
Her “merhaba”da sana bile bile yenildim.
…
Sen, korkunç bir uçurumdun.
Ben sana rağmen;
kıyılarına ev kurmaya çalışan bir inat.
Bütün işaretler “geri dön” diyordu,
Ben kalıyordum.
Bütün yolların sarp kayalıklarla doluydu,
Ben yürüyordum.
Her şey senin aleyhineydi,
Ben lehine çevirmek için irademi terk ediyordum.
Arama girdin kalbimle,
Daha da barışamam artık kendimle.
…
Masmavi göğüme kül rengi bulutlar bıraktın.
Benim sana verecek selamım bile kalmadı.
Göğsüme açtığın deliklerden oku beni.
Gömleğimdeki kırmızı senin eserin;
Kan revan ettiğin inancımdan bulaştı.
Güçlü kadınmışım…
Açtığın onca yaraya rağmen ölmedim.
Bir bilene danışsam dedim, var mıdır izahı?
Ben senin kahpeliğine akıl sır erdiremedim.
Kendine sorsana bir: aylarca neyindim?
…
Ben evimdeyim sanıyordum, meğer elindeymişim.
Gerçeği kavrayınca “ahh” dedim kendime, “ah.”
Binbir tuzakla örülü gülüşlere kanacak kadar
safmışım hâlâ.
Bundan kötüsü gelemez başıma dediğim her şeyin,
altın vuruşu oldun sen.
Kalbime sürülmüş en büyük kara lekesin.
Yıkılsın dilek taşı bildiğim omuzun,
Yüzünde gezinen ellerim kırılsın.
O şiir sandığım yüzün,
Tükürmeye bile değmezmiş.
…
(/Şair kepenk indirdi,
buradan bir şiir daha çıkmaz sana./)
06.20, 27 Şubat 2026
Esra NizamKayıt Tarihi : 27.2.2026 07:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




kadın olarak bu kaderinizdi,
bu cümleyi anladığında belki şair olabilirsin,
sana küçük bir hediye çocuk;
.
...
.
ki azizim,
kıtlıktan çıkmışçasına,
kalbinin kemiklerini sıyırıyorum gıyabında,
sırdaşlığın manasına söyle,
açsın yüzünün peçesini ki,
onu,
öz/lü/yo/rum,
sekerât halindeyken,
hayatı yeniden sevdiren,
ölümsüzlüğe öykündüren dost…,
sefil bir divâne gibi,
kıymetsizliğime katık edip
sözlerini;
bir bakır tastaki meyin son damlasına varıncaya kadar,
içer gibi yudumluyorum…,
kömür gözlü,
yoksul gecelere söyle,
ölümün karanlığından artık
kork/mu/yo/rum…,
hekimim;
raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi,
boşalmış bir garın saatlerini
temizliyorum gözlerimden,
ki zamana söyle
bilirsin,
nurlu bir sabah için ballı bir uykuya
da/lı/yo/rum;
ah hiçliğim,
bir mülevves yol arkadaşın olarak,
kıpçak süvarileri gibi,
at sürüyorum keşifsizce,
darda olmak nedir bilen ve
gün görmüşlük pîri yüreğimle…;
yağmura söyle,
yokluğunda,
duaların akmakta hastane
cam/la/rın/dan…,
hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin,
bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi,
çiziyor zamanın plağını
celâlli sözlerin,
kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla…,
ve ayrılığa söyle,
birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
gökyüzünde hâlâ yıldızlar
ya/nı/yor;
kadim zamanlar kervanı buhurum;
ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
orta mescid öğlesinde
bir pazar gününde daha,
sade kahvelerimizi yudumlamaya…,
ve söylesin şimdi toroslar,
avare sakarya ovasına,
sohbetini daha nasıl,
a/ra/ya/bi/li/rim;
ki vefaya inançsızlığımı yıkan,
son çare tabîbim,
ah;
TÜM YORUMLAR (1)