Bir çığlık gibi düştüm toprağa
Kıyamet yüklü bir gecenin içinden.
Ne yıldız gördüm ne ayın alnını,
Sadece karanlık…
Ve karanlığın bile ürktüğü bir sessizlik.
Yollar yoktu, yönler yoktu,
Sadece dönüyordu dünya,
Ama nereye?
Ben bilmiyordum.
Çünkü içimde de dönüyordu bir şey,
—bir sonsuzluk,
Adını koyamadığım bir yanık dua belki.
Diz çöktüm sonra,
Taşlar bile bana bakıyordu şaşkın,
Ben secdeye vardım,
Ama alnım değil
Kalbim değdi yere.
“Ey Rabbim!” dedim,
“Ey bütün sustuklarımın şahidi,
Ben geldim…
Kendimden kaçıp,
Yine Sana sığınarak geldim.”
Zincirler vardı bileğimde
Görünmezdi ama ağırlığı cehennem.
Bir günah kaç kilo gelir ki,
Ben yıllardır taşıyorum
Ve hâlâ altında eziliyorum.
Sordum bir gece kendime:
“Niye yaratıldın?”
Bir çocuk gibi ağladım cevapsızlıktan.
Sonra bir ayet geldi kulağıma
—bir ezan gibi değil,
Bir tokat gibi:
“Ben cinleri ve insanları
Yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Ve işte o an anladım,
Ne arıyorsam oradaydı,
Ne kaçıyorsam zaten içimdeydi.
Ben benden kaçarken
Aslında Ona dönüyordum.
Bir duvar gibi sustum sonra,
İçimde bin yankı:
Allah…
Allah…
Allah…
İşte o zaman çözüldü zincirler,
Ben değil, kalbim yürüdü ilk kez.
Bastığım toprak değildi,
Bir secdeydi sanki dünya.
Ve şimdi yazıyorum bu satırları,
Dudağımda bir dua,
Kalemimden damlayan mürekkep değil
Gözyaşıdır.
Benim adım artık
Geceyi yararak gelen,
Ve her seher vakti
Kapısında bekleyen bir kul.
Çünkü ben,
Sana geldim Allah’ım,
Ve başka hiçbir yeri
Ev saymadım.
Murat Önder Özbek
Kayıt Tarihi : 31.5.2025 19:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!