mağaramdan çıktım
karanlığa bıraktım kendimi
kalp atışım
duracaktı az kaldı
düşüncelerim
evrenin ta kendisi oldu
galaksinin göbeğinde durdum
zerrelerin zerresi kesildim
yalnızlığım öyle büyüdü ki
huşû bürüdü beni
ölüm korkum
yıldız tozu kadar hafifledi
eridi, aktı, gitti
çıkıyorum çıkıyorum bitmiyor
gidiyorum gidiyorum tükenmiyor
evrenin ucu bucağı
yokmuş meğer
içimde bir pencere
ansızın aralandı
sonsuzluk
gözlerimin içine baktı
aynı anda
düştüm
yükseldim
tek nefeste
Samanyolu’nu gördü bu yolcu
gözlerim kamaştı
kör oldu neredeyse
yürek sızımın izini sürdüm
kaybolduğum yerde kendimi buldum
bulduğum yerde
yeniden kayboldum
nurânî ırmak gökte akar
yıldızların bitimsiz yolu
kelebek gibi kıvrılır usulca
ölürüm her bakışta, dirilirim
yüz milyon yılda bir
çırpar kanadını
kozmik bir nefes gibi
annelerin gözyaşı kadar saf
atın kuyruğundan süzülen süt kadar ak
sütle ateşin düğümlendiği yerde
nur ile nâr
bir oldu ansızın
ışıkla alevin kucaklaşmasında
âşıkların gökteki sessiz çığlığı bu yol
ruhların geçeceği o köprü
kıldan ince, kılıçtan keskin
iyi ile kötü arasında salınır
bazen urgan, bazen gül dalı
ikisi de aynı daldan
ötesinde ne var
ötesinin de ötesinde
her cevap bir kapı aralar
bin yeni soruyla yüklü
her kapının ardında yine Samanyolu
hem yol, hem yolcu
hem soru, hem cevap
hem ben, hem âciz, hem hayran
hem O
hem Bir
hem yegane sonsuz
Dr. Osman Akçay (Seğmenoğlu)
Osman Akçay
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 12:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)