bütün bu acıları bir yana alıp
hangi dili ortaya koyup da
hangi dilde yalvarmalı Allah'a?
yasaklanmış bir dilde çığlık atmalı
yoksa nasıl çıkar bu kadar şey aydınlığa
ah, bu dünya sağır
platonik aşkların artığıydı geceler
ve talan edilmiş bir mutluluktu acılarımız
her vakit hüzün yazılırdı kütüklere
çok yaşadım
fakat yalnızca nüfus kayıtlarında...
ve usulca öperken gökyüzünü
dilime bir kuş takılırdı ansızın
kanatlarında saklarken hürriyeti
her çırpınışında bir esirlik doğardı
bir hüzün
bir keder kaplardı göğü
sildim haritalardan tüm meskenleri
adressiz bıraktım düşlerimi
boş bir kentin en kalabalık yerindeyim
-bu yalnızlığı gören kendnden utanır şimdi-
aforoz edildim tüm saplantılardan
hangi mevsime denk gelse hayatımız,
içimiz hep bir sonbahardı..
kötülüğe yüz tutmuş iyi niyetlerimiz
karanlığın peşinde dolanan gün ışığımız
ve bir yalnızlığa bile
iki kişi sığdırmamızdı en büyük zaafımız.
hüzünlü bir şarkıydı insan
sığmıyordu gözyaşlara ve anılara
ah, bir boşluktayım şimdi
içinde yalnızlığımın barındığı
en büyük ezgiler dinlerdi suskunluğumu
bir daha geri dönemeyeceğini
ardından su dökemeyince anladım..
küçükken öğrendim
kanayan yaralarıma bakarak ağlamayı
bir yarayım şimdi dikiş tutmayan
ve titizce hazırlanmış
bir kanundan
yasal acılar doğardı içimde
uyutulmuş (unutulmuş) bir umut
sallanır dururdu
beşiğinde kalbimin
acı infilak ederdi bir annenin yüreğinde
çocuğu çocuk yerinden vurulunca
(ve her insan biraz çocuktu elbet)
ah şu ölüm, bir çocuk oyuncağı gibi..
en tenha yeri kanıyor kentin
geç kalınmıştır her şeye
ya da erken davranılmıştır her şeyde
anı defterlerine sıkıştırılmış bir gül,
ve biraz da yaşlanmış bir kelebek gibiyim
eskimiş ve unutulmuş
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!