Ezelden beri a dost böyle yakışmış diye
Her güzelin yanına çirkin reva görülmüş
Derman ararken derde verilmez ki hediye
Yarama tuzla biber, zehir deva görülmüş.
Bu bendeki gizli sır edilir mi aşikar?
Ben şair değilim anla güzelim
Yazdıklarım sitem, şiir değildir.
Nakış nakış, harf harf kanla güzelim,
Çizdiklerim matem, kahır değildir.
Çileler içinde üryan, perişan,
İn misin ey güzel, yoksa cin misin?
Gönlümün tahtına hoş, safa geldin.
Sanki sen sarayda sultan gibisin,
Gönlümün tahtına hoş, safa geldin.
Gülüm sensizliğe nasıl dayanam?
Yara beni
Öldürür yara beni
Ecel almadan canı
Aparın yâra beni
Ben olaydım
Ayrılığın hüznü çöker akşamlar,
Ne vuslatlar öldü içimde benim.
Bazı nihaventler, bazı hüzzamlar,
İnceden yer buldu içimde benim.
Zehir zemberek söz, kan kokar bakış,
Azrail kapıda, ecel tetikte,
Zamanı gelince göçüyor insan.
Kahpe felek bakmaz gözün yaşına,
İki zordan birin seçiyor insan.
Bittiği yerdeyiz saz ile sözün,
Fındıkzade’den yola revan olanda
Mola dedi bir ses Aksaray’ında
Laleli, Eminönü derken Sarıyer’e
Meğerse gelmişim yanlış bir yere
Soğan erkeği olmasın ey ademoğlu
Bayağılık edecek nadan istemez.
Hakikati bilmek istersen eğer,
Bu yolda inan ki yalan istemez.
Gönül sen elinle mezar kazarsın
Küreğe sığmadın, bele sığmadın.
Kendin için şarkı, türkü yazarsın
Nağmeye sığmadın, tele sığmadın
Kelle alır bazen şah, vezir gibi
Ömür tükendi ben deli divane
Bir yarin peşinde koşar giderim.
Hasretim samimi, candan sevene
Kendi mezarımı eşer giderim.
Hayat muamma mı, yoksa bir sır mı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!