Anlamsız bir dünyanın esiriyim,
Manasız hüzünlerin kıskacında,
Zamana bıraktım ruhumu,
Yedi uyurlar misali bir miskinlik,
Neden kaçıyordum Allah aşkına ben?
Korkularımın sebebini çoktan unutmuşum,
Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
Devamını Oku
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...




Ağrı dağını sırtlamış bir karınca,
Fili kapmış uçuran bir kartal,
Ya da timsah yemiş bir tırtıl.
Bedenim ruhumu taşıyamıyor,
Yıpranıyor bedenim,
Zarar görüyor her an,
Kaybediyor.
Hannibal’in Sezar’a kafa tutması gibi,
Ya da sisli bir sabah fillerin karşısındaki Beyazıt gibi, Çubuk ovasında.
Socrates kadar çaresiz,
Nietzsche kadar zamansız,
Darwin kadar lüzumsuz,
Ve en az Mussolini kadar deli.
Ruhum…
Karşı konulamaz bir fırtınaya kapılmış,
Küçük bir taka bedenim.
İlk dalgada tarihe gömülen hani,
Karadeniz’in belki de Pasifiğin öfkesine yenilen.
Dünya’yı sırtlayan Atlas gibi,
Cengiz Han karşısındaki Pekin gibi,
Benim gibi,
Bedenim…
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta