Sen, bana hiç söylemediğin cümlelerin en şahane sessizliğiydin.
Dilime gelmeden önce seni, bir mecnunun kaybolan gölgesinden içime sığdırdım.
Ve ben, gözlerimi kapattığımda, parmağımı acıtan bir dikenin sancılı anlamını o an içimde hissettim.
Aşk, acının yavaşça ruhuma sızması değilmiş;
kaybolan bir parçanın, yeniden doğmaya başlamasıymış.
Hiç iz bırakmadan gitmek istiyorsun,
ama hislerinin ayak izleri hâlâ içimde seni anlatıyor.
Keşke bilseydin:
Ne zaman geçti, ne de zamanın rengi değişti.
Ben her gün birbiri ardına kopup düşen çürük takvim yaprakları gibi silik izlerle dolaşıyorum.
Sonra geçmişin yavaşça açtığı yaraların gölgesiyle birleşip,
içimde yeniden varlık buluyorum.
Ama artık bütün bunların ne anlamı var?
Her şey verilen hükümle kapanıyor;
kaybolmuş anların yankısı,
asılmış hatıralarla infaz ediliyor.
Bu geceyi de içime devirdim seninle,
sonraki sabahlar tütün acısı gibi sardı ağzımı.
Sensiz kalmak, kimsesizler mezarlığında ağıtsız bir gömüydü.
Ne bir ağıt yakılıyordu,
ne de sen duyuyordun.
İkimiz de aynı sessizliğe gömülüyorduk.
Şimdi elimde bir fotoğrafın var;
bakışların yanlış yerden çakılmış bir yanılgı gibi duruyor.
Duvara düşen yansıman,
bir suçluluk gölgesi mi,
yoksa benliğime sızmış eski bir sevap mı, ayırt edemiyorum.
Rengin, kızılın içine gizlenen gece gibi kararıyor.
Beni senden başka herkes doğru okuyor,
ama söylemediğin sözlere rağmen,
hiçbiri senin kadar güzel bir name olamıyor.
Belki de sitemime içerliyorsun,
belki sustuğum yerlerde kör kaldığımı sanıyorsun.
Ama görüyorum ki:
Bakışların gürültülü kelimelerden daha çok bağırıyor.
Sessizliğin, bir çöl kadar yalın ama bir tufan kadar derin.
Ve ben
Senin sessizliğinde yeniden var olarak,
kervanlar dolusu anlamı içime yükleniyorum.
22 Nisan 2025 Salı
Serpil ÇavuşoğluKayıt Tarihi : 7.5.2025 20:39:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!