MANUKA ŞAH-I MARAN
Zamanın zembereğinde,
Kör örümcek dokur Manuka’nın şeceresini
Dadanırsa Vicdanın sütüne veledi zina…
Şahlansın damağımda Elif’in türküsü.
Açılır evvel ,ahir arasınca, Zeybeğin kartal kolları
Doladıkça dolarım çileli kuşağıma yıldızlı fezayı
Bir akrep indirir,
Kaderin peçesini, cilvesiyle
Estikçe yel,
Görünür hakikat , misali afet-i devran .
Efelenir adımlarım,
Zuhur vakti yola düşer de bir kervan
Sıyrılır uyluğu civanın…
Bir atlas döşek gibi serilir ayaklarıma,
Sanırsın uçsuz bucaksız ref ref ,
ışıl ışıl evren.
Sen koşarsın yine de dört nala,
Boynuzlu çağlar çatırdar kökünden.
Sen koşarsın yine de serhat, dört nala atın Efem…
Ben yorulurum hep,
Yokuş yukarı cürüm badallarında yaslanır sol yanım
Nefsim, garbın afakında semiz besili kurban.
Yele karşı dönük yüzüm, öper durur alnımı toprak.
bıçak misali saplanır bağrıma gün dönümlerim
Budanır kökünden saçım sakalım, Her seherde
Sanırsın canımdan tenimin, astarı sökülür.
Kapanır göğün kapıları, ar gecelerinde,
Şadırvan altı düşlere nispet.
Boğazımda büyütürüm desturu, ilmek ilmek.
Sararım, sarığıma, kefenim gibi Kerbela’yı, dolaya dolaya.
Sen yanarsın Manuka, ateşlerde kükreyip.
Ben gölgenin perçeminde üşürüm,
Çöle karışır nefesimin soğuk soluğu.
Her seherde el pençe bükülür boynum,
Sanırsın alnımdan, ecel teri dökülür…
Sayısız sevda akar paçalarından ığım, ığım
Sanırsın yağdıkça yağar Manuka’nın gözlerinden katran
Avurdunda, otuz iki dişli kara bela tesbihi
İmalesi Ademden yaşlı , çeri başı.
Çöreklenmiş dostun postuna, postalıyla şah-ı maran,
Söver durur ele karşı.
De hadi Efem,
Efelen biraz, hıngı zıngına varmış zaten alemin.
Önüm mermer zarna, ardım toprak Balamir ,
Arşınlarım kulaç kulaç fezayı
Yedi düvel eğirmişim, yün tezgahımda mekiğimden geçirip.
De hadi….
Ben kanla bilerim de kalemimi,
Köpürmüşüm hun deryalarında, rengi kızıl mürekkebimin.
Kelamla sürerim çivit gözlerime akdimi.
Derim; Kime diktin gözünü Ey Manuka?
Diyetim neslim mi ey zamanın çıngırağı?
Tökezleyen atımdır sadece,
Tekmem şedit ki şedit.
Nalındaki susuzluğa gark etti evladını evvel,
Şimdi ahir, yine bozuk niyetin, musuma zerki zehir.
Ne kelam bilirsin, ne bir söz, çatal dilli maran…
Bir meyyit selası, okunur
Minarelerden dökülür ömür.
Çağın vebası gibi pıtrak biter ellerimde,
Tırnaklarım dibinden sökülür.
Zamanın zembereğinde, asılı,
Sallanır, vicdanın sarkık memesi.
Boğazımda büyütürüm dolarım boynuma ilmek ilmek Kerbela’yı
Zuhur vakti yola düşer de bir kervan
Sıyrılır uyluğu civanın
Bir atlas serilir ayaklarıma, uçsuz bucaksız gergef
Ben yüzerim, Nuh’un, Hun deryalarında tersine kürek
Gemim, emin belde…çek ha çek…Şehadet!
Ayrışır Manuka’ nın altın dişinde şerden, şeref.
Ben hakikat tuzunu yalarım, iki denizin kavuştuğu yerde
Yüzüme açılır göğün gök kanatlı kapıları,
Dilimde ucu ulu, Ala’dan kutlu bir kelam
Bastırır , ateşten çıngırağın çatal dilini, yağız toprak
Sur gibi üfürülür evrenin sağır kulağına
Selam, huu Selam….
FATMA DOĞAN 02.01.2026/TURHAL
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 22:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!