Şafak Sancısı Şiiri - Veysel Sari

Veysel Sari
173

ŞİİR


6

TAKİPÇİ

Şafak Sancısı

Anlat anne;
Şakağımdaki bu sızı, hangi vuslatın yarım kalmış borcu?
Yüzümdeki her derin yarıkta, sahipsiz bir kışın ayazı pusuda.
Ben aynalara her dokunduğumda, parmak uçlarımda birer yıldız sönüyor.
Anladım ki beklemek;
Kırık camlar üzerinde yalınayak menzile yürümekmiş.
Her solukta bir veda, her adımda biraz daha toprak...
Şimdi damarlarımdan hüzün sızıyor;
Ölümü, ıssız bir zirvenin ebedi sessizliği gibi kucaklar oldum.
Oysa yaşamak;
Yelesi alevden bir fırtınaydı ruhumda;
Dizginsiz, çocuksu ve imkânsız bir kavga...

Gözpınarları kurumuş analara ve bu dilsiz coğrafyaya,
İçimdeki tufanı gürül gürül bir nehir gibi hibe ediyorum.
Çığlıklarla mühürlenmiş bu kadim şehre,
Sesimi yankısı hiç dinmeyecek bir miras olarak bırakıyorum.
Karanlığın kalbine bir kale gibi yaslandım ama
Gör ki içimdeki o masum çocuk,
Hâlâ bir kuş kanadında şafağa uyanma düşüyle sayıklıyor.
Şakaklarımdaki bu ağrı, göğsümdeki kor sancıyla birleşip
Varlığımı sessiz bir heykeltıraş gibi yeniden biçimliyor.

Eğilmeyen boyunları ve taşsız kabirleri mırıldan anne.
Dünyayı kör hırslarıyla ateşe verenleri,
Ve o yangında küle dönen fidanları getir aklına;
Getir ki merhametin, zifiri karanlıkta bir fener gibi parlasın.
Göğüs kafesindeki o yaralı kuş,
Artık uçsuz bucaksız beyazlığa kanat çırpsın.

Beni boş boşluklarda arama, kapı eşiğinde gölgemi bekleme.
Gümüşe dönen her tel saçın, bu ayrılığın asıl yeminidir;
Sakın o yeminleri bozma, ruhunun pınarlarını kurutma.

Güneşin doğuşuna şiirler yazmak varken,
Ben hep kendi yaralarımın tuzunda demlendim.
Ne devasa bir yükmüş meğer veda!
Yolun bu son kıvrımında, çocukluğumun o tozlu patikaları çarpıyor yüzüme.
Baharda dökülmenin de bir haysiyeti olmalı, bilirim...
Masada ucu kırılmış bir kalem ve bembeyaz bir boşluk...
Bağışla beni anne;
Sana taze ekmek kokulu, neşeli bir veda borçlu kaldım.

Gecenin en sarp yamacındayım şimdi,
Heybemde sadece ruhuma sakladığım hatıralar...
Koşun çocuklar aydınlığa; şafak üzerime söküyor!
Artık çiçek kokusunda irkilmek, yollara umut ekmek bitti.
Duvarlardaki o öfkeli dizeler eksik kaldı,
Bana bir daha "yavrum" diyemeyeceksin...
Toprağa sığınmak meğer, ne heybetli bir eve dönüşmüş!

Vakit daralıyor, ufuk geriniyor anne.
Lakin bu bir yok oluş değil;
Bir tohumun toprağın bağrına verdiği sadakat sözüdür.
Adımı unutan şehirlere inat;
Bir zeytin dalının yeşilinde, bir işçinin nasırlı elinde,
Ya da haksızlığa karşı sıkılan o ilk çelik yumrukta,
Hayata yeniden, daha güçlü teşrif edeceğim.

Bu yüzden karaları bağlama;
Beni sustuğum yerden değil, haykırdığım o ilk andan hatırla.
Umudu hiç kesme;
Bir rüzgâr eserse bil ki saçlarını okşayan benimdir.
Kapıyı her araladığında karşında,
Bakışları benden miras kalmış binlerce delikanlı göreceksin.
Kucaklarında dağ çiçekleriyle,
Yepyeni bir sabahı müjdeleyerek gelecekler.

İşte o gün, anne;
Her bir özgür gülüşte sana yeniden,
"Merhaba" diyeceğim.

Veysel Sari
Kayıt Tarihi : 21.2.2026 14:53:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!