Ey gamzesi derûnuma mühürlü sırlar eyleyen!
Senden uzak geçen her dem, bir ilâhî hezeyan;
Her nefes bir secde, her bakışın bir zikr-i nihân…
Biliyor musun Nihâl, bizim bu hüznümüz aslında
Yerden göğe yükselen bir dâvetsiz şölendir.
Gecenin koynunda yanan mumlar gibiyiz;
Eririz, tükeniriz, karanlığa aydınlık serperiz…
Aşkın remizlerle yazılmış bir levhadır bedenimiz.
Her mahrem dokunuş, âlemin sâkit duası;
Her temas, kâinatın çözülmüş bir düğümü…
Seninle ah çekişimiz bile, rüzgârın kulağına fısıldanmış
Bir ilahînin nakaratıdır.
Tut elimizden, gir bu matem-i ilahîye.
Ruhlarımızı kederin şarabıyla yıkayalım;
Hüznün terinden süzülen inciler dizelim boynumuza…
Zira biz, aşkın mezhebiyiz;
Mâtemimiz de bayramımız da aynı makamdan çalar,
Aynı nağmede vuslat bulur.
Ve her gözyaşımız, toprağa düşen bir tohum…
Çünkü biliyoruz Nihâl,
Hüzün de bir tür bahardır.
Ve biz, onun çiçeklenen keder çölünde,
Birbirimize vurulmuş iki kutup yıldızıyız…
Sönmez, söylemez; sadece yanarız…
Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 10.1.2026 12:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!