Yüreğinin mevsimi sonbahar olanlara...
Ah dostum...
Hayat göz kırpıp yüz vermeyen bir sevgili gibi değil mi? Bir yanı gel derken bir yanı hüzünlere itiyor hep ümitlerimizi. Heyecan ve hüsranı birlikte yaşıyoruz her gün. Yaşam damla damla tükenip akarken, her geçen saniye hüzün damıtıyor yüreğimize. Kendimizi bulmaya çalışırken, yitirdiğimiz umutlar çıkıyor karşımıza ansızın. Her başlangıç ardında bitişleri saklıyor. Her kavuşma yeni bir ayrılığın haberini getiriyor. Yarının ne getireceğini bilmeden koşuyoruz geleceğe ümitle. Bugün yüzümüze yerleşen tebessüm, yarın derin bir iç yanmasıyla dökülen gözyaşlarına dönüşecek belki de...
Belki de hiç hayal kurmamamız, sadece yaşadıklarımızla yetinmemiz lazım. Ama o zamanda hayatın anlamını kaybedeceğiz değil mi? “Hayal etmeden yaşamak hiç yaşamamak gibi” diyorsun şimdi, biliyorum. Evet öyle... O halde dönelim içimize yeniden! Savaşlar sarmışken etrafımızı, silah gürültüleri gittikçe daha çok yaklaşırken civarımıza, bu kirli dünyanın velvelesinden sıyrılıp kendi içimize dönelim haydi! Orada bulabiliriz çünkü beyazın en güzel tonunu, temiz kalmışlığın son izini ve yeniden başlamanın verdiği heyecanı yüreğimizde bulabiliriz sadece...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta