SABIR ŞİİRLERİ

SABIR ŞİİRLERİ

İsmail Haki Şimşek

Uzaklarda bir kalem dolaşır
Bir sabır şekillenir mürekkep kuruluğunda
..

Devamını Oku
Ahmed Salih Yiğitoğlu

Yahu, sabır dediğin ateşten gömlek,
Giyersen yanacaksın; yanarken giyecek...
..

Devamını Oku
Yasin Evliyaoğlu

Sevdam kabul edilmiyor ki sabır!
Gönlümden gönlüne bağ kurulmuyor
Zorla da insana sevgi verilmiyor ki!
Umudum kırıldı, sabır gidiyorum…

Hayat ikinci lüksü vermiyor insana
Kaçırılan imkanlar gelmiyor bir daha
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Seyreyle sen kainatı, fikir eyle, fikir eyle,
Bulmuşsun bunca nimeti, şükür eyle, şükür eyle,
Zamanı boşa geçirme, zikir eyle, zikir eyle,

Bilmiyorsan düşün hele, akıl gibi nimetin var,
İmanla küfrün arası, ince delinecek bir zar,

..

Devamını Oku
Fatma İlan

Sevgi emek ister,

Emek fedakarlık.


Fedakarlık sabır,

..

Devamını Oku
Zeynel Cengiz

Sabır,şükür,tevekkül,azim ve gayret.
Nedense Müslümana düşmüş hep hayret!
..

Devamını Oku
Adem İmdat Kesici

Şimdi bu gönül bahçeme her gün çile ekiyorum,
Hayatımı tespih yaptım, hep ya sabır çekiyorum.
..

Devamını Oku
Ahmet Tanyeri

Sabır denen meziyet her kişide bulunmaz
Gerçek sabrı gösteren zamanımızda pek az
..

Devamını Oku
İkram Gökhan Akcebe

Taşın erimesi buzunkine hiç benzemez!
Sabır desenizde sabırsız olan dinlemez!
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Sakın ola pamuğu kimse görmesin hakir
Israr ve sabır ile, demirde iz bırakır.
..

Devamını Oku
Yücel Terkanlıoğlu

Yaşamda her şey değişime tabidir. Değişim dahi değişkendir. Sadece farklı değişim süreçleri vardır ki; su akıp yatağını bulana dek dağılır ve etrafını dağıtır birazcık. Ve akan su temizlenir, arınır. Önüne setler konuldukça ağırlaşır, inadına yol almaya çalışır... Ya yıkar geçer, ya taşar gider... Oysa akışına bırakılsa, er geç durulur; suyuna gelir karışır... İyisi mi; sabır! Çabayı değiştirmeye değil; değişime yön vermede sarf etmek gerek. Akan suya set olmaktansa, yatağına yön olmak gerek!
..

Devamını Oku
Fatih Kuyucu

Sabır insanın kamçısıdır,
İzi kalmazsa fayda vermez...
..

Devamını Oku
Necdet Erem

İntikam kılıcı,
hırs kalkanını kullanan yenilmekten kurtulamaz.

Zafer,
sevgi süngüsünün ucunda,
saygı tankının kulesinde,
fedakârlı ve hoşgörü atomunun fünyesindedir.
..

Devamını Oku
Memet Karabalık

Acıtır her kurşun anamın yüreğini
Civanının korkusu sarar her zerresini
Ilık ılık akar gözünden acısı
Tutmasalar vurur zorbanın zulmünü
Işıksız her meclise bomba olur
Ruhu çalınmış her elebaşına vicdan
Haktan bilirse ölümü; Ya Sabır!
..

Devamını Oku
Selim Adım

Sabır hayatın sırrı, acı sırra dalmadan
Benliğe kapılmadan, ölmektir yaşanası

Ehil elleri bulmak, cahil seni bulmadan
"İlim yitik mal al ki; kimsecikler almadan
Ölmek gerekir ölmek,hem tenimiz ölmeden
Sabır hayatın sırrı, acı sırra dalmadan
..

Devamını Oku
Engin Çakar

Elem, keder, hastalık; günahlara kefaret;
Yeter ki bil Mevlâyı, olma nefse esaret.

Görmek, duymak, hissetmek, akıl ne yüce nimet;
Bunca gözlerin varken, bu ne deli cesaret.

Bu demler geçicidir, etme câna eziyet;
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Ne sevdiğin bellidir ne beni sevmediğin
Çelişkiler içinde, dünle bugün dediğin
Sanırım benim gibi yok bedel ödediğin

Güldüreceksen güldür, öldüreceksen öldür
Bil ki senin varlığın, benim için ödüldür

..

Devamını Oku
Aziz Tuncer Atalay

Sana yazamadığım çok şey yok, sadece birkaç küfür ve bir hikaye... Orta yerinde durduğum tüm köprüler bir kişnemeyle irkildiğim teşebbüsler ve karın ağrısı ile baş ağrısı arasında kalmış aşk... Yalan dediklerim doğruymuş... Az ve dar zamanların kendiliğinden ölmesi dışında elimde şekerim beklerim... Beklemeyi de ben öğrettim kendime... Beyhude debelenmekten çıkardığım yosmadır sabır... Kalk ve diklen bana onur... Sırtıma yapış vicdan... Ayaklarıma kapan şehvet... Çiselen gözyaşım... Ölümü öp inat...
..

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu gece şiir yazmak gelmedi içimden. Çünkü yüreğimdeki istasyonda tren boşalmaktaydı ve duygusal yolculuklarımın hesabını aklım sormaktaydı. İlk önce ellerini yitirmiş bir çocuk gibi güle oynaya hiçbir el sallayamamışlığım geldi aklıma ve sonra bir kez olsun kulaklarını tıkayanlara haykırışlarımı duyuramamışlığım. Bir de doya doya yaşayamamışlığım geldi aklıma. Bir tarafım hep aç kalmıştı ve açlık en çok yüreğimi vurmuştu. Bu yüzden sevgiyle büyüdü bende buğday başakları.Sabırla büyüdü bende armut ağaçları. Tabi sen bilmezsin armut ağaçlarının ve buğday tarlalarının ne kadar güzel olduğunu. Bu yüzden beni anlayamazsın. Acılarını benle beraber büyütmedin ki sen. Hangi yağmur altında ıslandı çıplak ayakların. Hangi rüzgar darmadağın etti ki dünyanı.S en dağ çiçeklerinin kokusunu ta içinde duyardın ve rüzgar gelir saçlarını okşardı. Sonra o rüzgar gelir benim bütün dalımı budağımı kırardı. Koklayacak bir gül bırakmazdı.
Şimdi söyler misin bana bu aşk nereye kadar. Sen bir kere hiç trene binmedin ki. Nereden bileceksin kaçak yolcuların kaçışlarını? Ve hiç kasaba görmedin ki nereden bileceksin rayların üzerine düşen intiharları?
Sen eline hiç silah almadın ki. Yaşamanın yasak olduğu bir yerde pusuya düşenleri öldürmenin yasak olmadığını nerden bileceksin. İnsanları arkadan vurmanın savaş meydanında bir ganimet olabileceğini nereden bileceksin ki? Kazanılan zaferin ardından atılan çığlıkların mağlup olanların yüreğine bir ok gibi saplandığını nerden bileceksin ki?
Bu gece şiir yazmak gelmedi içimden. Çünkü yüreğimdeki istasyonda tren boşalmaktaydı ve içinden kolsuz bacaksız çocuklar çıkmaktaydı. Onlara verecek şiir tadında bir ekmek bulamadım. Onlara uzatacak gül dalı niyetine bir mısra bulamadım. Ne mehtap, güzel yüzlü bir sevgiliye benziyordu ne de yıldızlar umut ışığına. Düğümlendi bende sözcükler. Bir bilmece oldu cümleler.
Her şey sözcüklerle başlamamış mıydı zaten. Titrek dudaklarından ıpıslak cümleler yüreğimin obasına sağanak sağanak boşalırdı. Gül tadında sevgiler büyütürdüm sana. Yine o sözcüklerle sabır taşlarına bir yosun misali dolanırdı kollarım. Ve yine o sabır taşlarıyla ördüğüm her duvara gül kokulu sevgileri tırnaklarımla dikerdim. Sana şiir yazacak parmaklarım yok artık. Ve güller avuçlarımdan çoktan döküldü. Bütün bedenimi hazan bahçelerinin hüznü kapladı. Kırıldı kollarım ve bacaklarım. Sarardı benzim.Tükendi nefesim. Bu sefer sustu dudaklarım. Bir kelime, bir cümle, bir paragraf olamıyorsun bana artık.Ş iir tadı kalmadı sende. Mısra mısra çözüldü bana bıraktığın buz kırıntıların. Ve son kez kelimeler de sustu. Kelepçelendi dilim.
Şimdi tanıdık bir masalın sisli bulvarlarında dolaşırken kalemim yüreğime saplandı. Şiirim kana bulandı. Beni şiire mahkum eden sendin. Çünkü haykırışlarını duyuramayanların varacağı son yer şiirdi. Son nokta ise gül kokulu cümlelerdi.
..

Devamını Oku
Vehbiye Yersel

Çocukluk Yıllarım
 
 Küçüklüğümde çok narin yapılıydım, halen öyleyim. en ufak bir şeyden etkileniyorum. Yani havadan nem kapıyorum, biraz da mızmızlık derim bu halime, her şeyi yemem.20 yıldan beri kahve içmedim. piştiği zaman mis kokusu hoşuma gider ama nefsime hakimiyetim var. dinlemiyorum zalim nefsimi. içmiyorum.bende titreme yapıyordu. midem ağrıyordu. içtiğimde.belki de hiçbir zararı olmayacak ama içmiyorum. ikincisi yarı vejetaryenim. her şeyi yerim az yerim. Sık sık yerim.fazla et, balık yemem. peynir, yoğurt türü şeyler tüketiyorum. 
 Çocukluğumda güney doğunun mutfağını övmeğe gerek yok. O kadar güzel, içli köfteler, çiğ börekler, kaburgalar, etli dolmalar, sarmalar pişerdi.herkes yerken ben seyrederdim, evde yoğurt kalmamışsa bana 5kr.veya 100 para verirdi babam veya annem.elimde tasla, bakkallar çarşısına gider Abdulrazzak Pembe amcadan yoğurt alır gelirdim.herkes doymuş,sofra toplanmış.ben sokaklarda elimde tas içinde yoğurtla,sürünüyordum.Yoğurt kovamız da vardı.ama büyük olduğu için,tası tercih ediyordum.bu anlattıklarım 7 -8 yaşlarındayken yaptığım huysuzluklar,daha küçükken hatırlıyorum.simsiyah dalgalı saçlarım vardı,kirpiklerim yanaklarıma kadar.tenim deseniz babama benzemişim kar gibi.amcamın benden 20 yaş büyük oğlu beni lastik top gibi havaya kaldırıp hoplatırdı.herkes beni seviyordu.belki de mikrop kaptım,veya nazar deydi.bir akşam güzel bir çocuk olarak uyumuşum,sabah uyandığımda,annemin dediğine bakılırsa saymış tam 22 yara peydahlanmış yüzümde.Sanki yüzüme ateş sıçramış,yakmış her tarafını. Bir tek çenemle,alnım kurtulmuş bu yangından.annem neye uğradığını bilememiş. 
 Ben 4.çocuğum. annem terzilik yapıyor.1942-45 ikinci cihan savaş yılları, pislik, susuzluk,açlık sefalet yetmiyormuş gibi, bir de bu yaralarla evde savaş başlamış.Benden 4 yaş büyük ablam tifoya yakalanmış,Allah”a şükür tedavi ve annemin temizliğe son derece dikkat etmesi sayesinde, ablam kısa sürede iyileşmiş.O tarihlerde tifodan ölenler çoktu.gömdükleri zaman da mezarlarına kireç döküyorlardı.mikropları öldürsün diye. 
 Benim yüzümdeki yaralar böyle dahili olmamakla beraber, ne oldukları belli değildi, doktorlar bile anlayamadılar, alınan bütün ilaçlar, pomatlar işe yaramıyordu. en son annem kocakarı ilaçlarını denemeye kalktı. yüzümdeki yaralar için kullanılan ilaçlarla, yöntemlerle epey eziyet çekiyordum 
 Mataracılar lakaplı bir aile vardı. ziftli merhem yaparlardı,o merhemi beze sürüp,yaraya yapıştırıyordu ağda gibi, öylece bir gün yüzümde kalırdı.Ertesi gün hızlı bir şekilde,çekerdi annem,pamukla yüzümdeki kanları v.s silerdi,tekrar hazırladığı ziftli bezi yüzüme yapıştırırdı.Şimdi gençlerin uyguladıkları güzellik maskesini ben 60 yıl önce kullandım.faydasını görmedim. 
 Faydası vardı ama inkar etmemek lazım..bir bakımdan rahatlıyordum sivrisineklerden,tatarcıklardan,karasineklerden kurtuluyordum.konacak yer bulamayan sinekler,kısmetlerini başka yerlerde arıyorlardı. 
 Değiştirildiği zaman canım yanıyordu ama mecburdum .iyileşirim diye katlanıyordum. kardeşlerimin içinde piyango bana isabet etmişti.maşallah çok şanslıydım,bir kan çıbanı 
 ağrısına dayanamazdı gördüklerim.Allah bana öyle bir sabır vermişti ki,ilkokulu bitirene kadar,yaralardan kurtulamadım.İlkokulu bitirdim,yüzümde tek tük yaralar vardı,kanıyordu.1950 yılında annem beni Diyarbakır'a götürmek zorunda kaldı.Mardin”de mütehassıs yoktu.cildiyeciye göstereyim diye aldı beni Diyarbakır”a gittik. orada bize askeri doktoru tavsiye ettiler. 
 Doktor beni muayene etmeden önce, 
 -Bana bak dedi,babanın saçı var mı? yoksa benim ki gibi dazlak mı? . 
 -Evet tam sizin gibi,tepesinde saç yok.Babamın saçı simsiyahmış.ama genç yaşta ağarmış,ve tepesi tamamen dökülmüş.ben babamı öyle gördüm.Saçlı halini görmedim. 
 -Benim babaannemin yüzünde de senin gibi yaralar vardı.bu bir hastalık.bayanlarda yara meydana getirir, erkeklerin saçları dökülür.anlamıştım.bana yapılan bütün o koca karı ilaçları boşunaymış, eziyetten başka bir işe yaramamıştı.muayene ettikten sonra bana 3 kere elektrik tedavisi yaptı. gün aşırı 3 kere gittik. yaralarımı kurutmuştu.harici ilaç vermedi.. 
 Çolaklar adlı Süryani bir aile de zamklı ağda gibi bir ilaç yapıp satıyorlardı.bundada işlem aynı beze sür yaraya yapıştır.24 saatte al yenisin koy.ama bu öyle yapışıyordu ki,çektiklerinde acı veriyor,deri namına bir şey bırakmıyordu. 
 Sülüklerle de küçüklüğümde tanıştım kanımla beslendiler.kirli kanı emsinler diye 2- 3 sülük yüzüme konurdu,kanla dolunca şişerek yere düşüyorlardı.Hayret nasıl dayanmışım.Allah bana o zaman da sabır vermişti.Banyo için umumi hamamlara gidilirdi,işte orda da.bana rahat yoktu.kendirden yapılmış sert lifle yüzümü ovarlardı,kabuklar,yaralar temizlensin diye.bir de hiç unutmam benim yüzüme,evde beslenen bir tavuk vardı,onun pisliğini yüzüme sürmesini anneme söyleyenler oldu.batıl inanç ama nasıl olduysa çaresiz kaldığı için onu da denedi.güya nazar eden iyi değilmiş,kem gözlüymüş,harama haramı uygula iyileşir.işte bu tam cehalet ama ben çocuğum.anlamıyordum ki.iyileşmek, güzelleşmek istiyordum.benimle alay eden çocuklar olurdu çevrede.kahroluyordum.annem de üzülüyordu.onun için sanki suçlu oymuş gibi,ben bir kefede,diğer kardeşlerim bir kefede idi 
 Beni aşırı seviyordu. 
 O yıllarda içme suyumuzu sakalar getirirdi.Ceviz pınardan.evdeki kuyu sularını çamaşırda kullanırdık.mahallede tabii çeşmeler vardı,darda kaldığımız zaman babam gider,bir iki kova alır gelirdi.Bizi kesinlikle çeşmeye yollamazdı..yüzümdeki yaralardan çok acı çektim,ama hiçbir zaman moralimi bozmadım,okulda çok başarılı olduğum için,seviliyordum.kimseler benden tiksinmiyordu. 
 Çok çektim ama Yüce Rabbim bana dayanma gücü vermişti. ben de kardeşlerim gibi sağlam olmak isterdim… 
 12.09.2010
 
 Vehbiye Yersel
..

Devamını Oku