Zaman nedir, diye sorma...
Duvara asılmış bir yalancı tanık,
Saniyeleri tespih gibi çeken yaşlı bir dede gibi,
“Biraz daha sabret evlat,” diyor,
Ama sabır, ekmeğe sürülmüyor bu devirde.
Bir koltuk var evin tam ortasında,
Yalnızlık oturuyor her gece,
Kanal değiştirmiyor,
Aynı haber bültenini izliyor:
“Bugün de kendimizi geçemedik.”
Sabahlar cam buğusuyla geliyor,
Adını parmağınla yazdığın aynalar,
Yüzünü değil, içini yansıtır olmuş artık.
Diş fırçası bile sıkılmış hayattan,
Dişi değil, ruhu beyazlatmak istiyor.
Bir dost arıyorsun,
Ama herkesin dostluğu QR kod gibi—
Telefonu olmayan açamıyor,
Sinyal zayıfsa seni tanımıyor.
Hayaller satılıyor pazarda,
Üç al bir öde kampanyasıyla:
Bir iş, bir ev, bir “mutlu son”.
Ama kasada hep bir eksik çıkıyor,
Çünkü rüyalar fiş vermez.
İçinden geçenleri dışına çıkaramıyorsun,
Çünkü toplum 'iç dökenleri'
Ya deli sayıyor ya da şair.
Ama unutma:
“Bazı delilikler, aklın vicdanıdır.”
Kapılar çalınmıyor artık,
Ziller yok, mesaj var.
“Buradaydım ama sen yoktun.”
Dünya bir apartman,
Ve herkesin iç kapısı kilitli.
“Kendine giden yolların hepsi yokuş,”
Diyor iç sesin.
“Ama inen de çok oldu,”
Diye fısıldıyor geçmiş.
Kayıt Tarihi : 27.5.2025 03:11:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!