saat onkırkbeş ekim
limandan vapurlar kayboluyordu denize doğru
ardından kuşlar uçuşuyordu, çığlıkları duyuluyordu
deniz kâh sarhoş bir kaptan gibiydi
tükürüyordu dünden bir kadeh, bugünden iki kadeh
bir daha tükürecekti kuşkusuz
ama izin vermiyordu koca barbaros
saat onkırkbeş ekim
şimdi burada eksik bir resimse gökyüzü
meneviştir muhakkak senin gökyüzün
bulutların dumanlı, çıkmazıdır mavi bir yolun
kuşları vardır o yolun seyyahı
vuruyordur sarı sarı oğlanlar
atları vardır oğlanların
atlar sevişiyordur mahur tepelerde
o tepeleri doyuran rüzgarlar vardır
rüzgarlar yitiyordur güneş uğruna
mısralarda.
o mısralar ki burada olsaydı
bir kalkan yapardım onu
ve direnirdim ben karanlığa
bağırırdım ve
sağır gece sesimle inlerdi
saat onkırkeş ekim
kokun bir krallık, kapımızın tahtında
mor menekşe son yapraklarını döküyor krallığına
kirletiyor asırlık lekeni
sense bir savaştan çıkmış gibisin
sımsıkı rüşva bir savaştan çıkmış da
eli bomboş dönen bir lord gibisin
ne oluyor, korkunç uzaksın
kara bir toprak gibi delik deşiksin.
ve bakıyorum ellerime
utanıyorum sormaya
kana batmış parmaklar
benim ellerim mi diye
saat onkırkbeş
son ışığı ben söndürüyorum
ve o vakit ilk defa
hiç dizilmemiş oluyor ilkyazların
Kayıt Tarihi : 2.11.2025 10:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!