...1950’li-1960’lı yıllar; tüm insanlığın gönlünde
umut, sevgi ve barış çiçeklerinin açtığı yıllardı…
1950 yılına göre söylersek ; I.Dünya Savaşı biteli
32 yıl, genç Türkiye Cumhuriyeti kurulalı 27 yıl,
Keşan’daki beşli yel değirmeleri yıkılalı 13 yıl ol-
muştu..Yıkılan yel değirmenlerinin kalıntıları ha-
lâ yerinde durmaktaydı..Bu yıla kadar yaşanan sı-
kıntılara ek olarak, A.B.D.’nin,1945 yılının ağustos
ayında ,Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentle-
rine atom bombası atmasıyla son bulan II.Dünya
savaşının sıkıntıları da eklenmiş, Japonya’da atom
bombasının atılmasından sonra doğanlar arasında,
radyoaktivite nedeniyle özürlü doğanlara rastlan-
dığından,1946 doğumlulara:“Aa, o mu, boş veer!
0 zaten 46 lı!”şakaları toplumda yaygınlaşmaya
başlamıştı..Savaşan ülkeler arasında imzalanan ba-
rış antlaşması, dünya insanlığını barış için, kardeş-
lik için, özgürlük için ,arı kovanındaki arılar gibi ha-
rıl harıl bir şeyler üretme çabasına itmişti..
1924 yılında, Lozan Antlaşması gereğince ,Keşan’a
yerleştirilen mübadele göçmenleriyle birlikte Keş-
an nüfusu biraz daha artmış, daha önce gelip yerle-
şen Keşanlılarla,yeni gelenlerin ortak değerlerinin
aynı olması, yani Atatürk’e ve Atatürk Cumhuriyeti’-
ne olan bağlılıkları Keşan’a güç katmış,Çekenler Di-
yarı’nın refah diyarına dönüşeceği, herkes tarafın-
dan anlaşılmıştı..Kadın-erkek ,çoluk-çocuk ,elinden
geldiğince çalışıp didinmekte, yokluğun,kıtlığın,su-
suzluğun ve ilkel teknolojinin midesine inmiş olan
ekmeği oradan çıkarmaya çalışmaktaydı..
İmparatorlukların parçalanması ,milyonlarca insa-
nın ölümü, sakat kalması ve ülke ekonomilerinin
iflas etmesiyle sonuçlanan I.ve II.Dünya Savaşla-
rı, geride; yıkık-dökük yerleşim yerleri, aç-sefil in-
sanlar, binlerce malul gazi, sakat ,dul ve yetimler
le dolu bir dünya bırakmıştı..Dünya,NATO ve VAR-
ŞOVA PAKTI ülkeleri adı altında iki kutba ayrılmıştı.
Bu paktlara dahil ülkeler birbirleriyle acımasız bir
rekabete girişerek, aralarında SOĞUK BİR SAVAŞ
başlaşmışlardı..Nato’ya dahil ülkelerin aydınları,ül-
kelerinde,“kominist” suçlamalarıyla , Varşova Pak-
tı’na dahil ülkelerinin aydınları da “kapitalizm hay-
ranlığı ya da emperyalizm uşaklığı “ ile suçlanarak
sürgüne gönderilip,hapishanelerde çürütülmektey-
di..Yani,kapitalizm ve sosyalizm birbirleriyle soğuk
bir savaşın acımasız arenasında bütün güçleriyle
çarpışmaktaydı..Bu yıllarda yaşanan acılar; günü-
müzde roman, öykü, şiir ve sinema filmleri gibi
sanat ürünleriyle,tarihin müzesinde yerlerini almış
durumdadır..Savaşın sonunda faşizm, tüm dünya
ülkeleri tarafından lânetlenmişti..İşte böyle bir dün-
yada ,savaş sırasında cephelerde ya da çeşitli sal-
gın hastalıklarda dedelerini, ninelerini, babalarını,
amcalarını, dayılarını ,kısaca sevdiklerini yitirenler,
hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmış, yaşadık-
ları acıları unutmak ve hayata yeni baştan tutuna-
bilmek için gece -gündüz çalışmayı bir ibadet ola-
rak görmüşlerdi..Bu nedenle “çalışmak ibadettir “
”Erken yola çıkan yol alır, erken evlenen döl alır “,
“Tarlada gözü olmayanın harmanda gözü olmaz “
diyorlardı..Tüm insanların bakışlarında ,savaşsız –
sömürüsüz, eşitlikçi bir dünyada yaşamanın ,soyu-
nu-sopunu sürdürmenin telaş ve heyecanı okun-
maktaydı..
KEŞAN’daki durum da bundan farklı değildi…Yok-
luk, kıtlık, sıkıntı çoktu..Köy yolları bozuktu…Bun-
lara yol bile denemezdi..Her taraf toz-toprak için-
deydi..Rüzgârlar şapkaları uçurmakta, eteklere
çaçaça dansı yaptırmaktaydı..Ulaşım karda,kışta ,
yağmur ve çamurda öküz ve manda arabalarıyla
yapılmakta,toprak; öküzlerin çektiği karasabanla
sürülmekte, suya hasret topraklarda yetişen ekin-
ler, yaz boyunca , yakıcı güneşin altında, oraklar-
la biçilmekte;buğday ,çavdar, yulaf taneleri ,har-
man yerlerinde ,“kehribar renkli başaklardan”,yi-
ne öküzlerin çektiği çakmak taşlı dövenlerle çıka-
rılmaktaydı..Bu iş için tüm ev halkı, çoluk-çocuk
sabah-akşam çalışmakta, ekinlere bir zarar gelme-
mesi için, geceleri, harman yerinde yatılmaktaydı…
Kısacası bu yıllarda köşe bucak, kasaba-şehir…tüm
yerleşim yerleri,Nâzım Hikmet’in deyişiyle“YAPI
YERİ”’ne benzemekteydi.”Her taraf toz-toprak,
çamur-kar”dı..Yapı yerinde ayağın burkulur,ellerin
kanar”dı..Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli,
her zaman sıcak, ne de dostlar her zaman vefalıy-
dı..Bu iş biraz zordu..Zordu ama yapı yükselmeliydi..
”Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlen-
meli ve bütün Millet daha rahat bir yaşama kavuş-
malıydı...II.Dünya Savaşı’na bu nedenle girilmemiş-
ti..Eğitim seferberliği bu nedenle başlatılmıştı.Cum-
huriyetin tüm inkılâpları bu nedenle yapılmış,Köy
Enstitüleri bu nedenle kurulmuştu…
Genç-yaşlı,çoluk-çocuk, kız-kızan, kadın-erkek her-
kes çalışılmaya başladı..Aslanın midesindeki ekme-
ği oradan çıkarmaya çalıştı…ve bu günlere gelindi..
Bu yıllarda bir ömür boyu köyünden dışarı çıkma-
mış, Keşan’ı görmeden dünyadan göç etmiş köylü-
ler bulunmaktaydı..Keşan’da Çomoğlu , İnönü ve
Zafer İlkokulu olmak üzere üç ilkokul vardı, ortao-
Kul-lise yoktu.Günlük yerel gazete yoktu.Bu neden-
le önemli duyurular,davul sesleri arasında tellallar-
la yapılmaktaydı..Örneğin:II.Dünya Savaşı’nın ardın-
dan, 1953 lü yıllarda Keşan’da, Akşam Kız Sanat O-
kulu Binası’nda açılan ilk ortaokul Keşan Halkı’na
böyle duyurulmuştu..
Sayın Orhan Yıldırır,Türkan Öngel, Yüksel Parlaksu,
Şükran Yalçın, Ayşe Saatçıoğlu, Ayten Gökalp, Nec-
la Dik, Cevat Tanyolaç, Nazmi Başar, İsmail Şavur,
Hüseyin Kara,Hüseyin Gökalp, 0sman Tezcan, Atiye
Uras,Faruk Nil, Cengiz Ötekin…okulun ilk öğrencile-
riydiler..Okulun ilk öğretmenleri de ,Keşanlılara,
”Keşan Tarihi “hakkında ilk bilgileri veren ve benim
de öğretmenim olan sayın İlhan Özalp, diğerleri Se-
lâhattin Bey ve Faik Bey’lerdi..Bu okuldan önce ola-
nağı olanlar İpsala’daki ortaokula gidiyorlardı….
1954 yılında , Köy Garajı yanında yapılan yeni orta-
okul binasında okumak için Çamlıca ,Siğilli, Tekke
Köy (İzzetiye), 0rhaniye(Todoriç) Yenimuhacır,Bü-
yükdoğanca..gibi yakın köylerden Keşan’a yürüye-
rek gelip gidenler, İpsala Hacıköy’den ,bütünleme
sıvalarına eşeği ile gelip , sınav sonunda eşeği ile
köye dönenler ama eşeğini emanet ettiği arsa sa-
hibine günlük 150 kuruş kira bedeli ödeyenler
(Mehmet Yerlikaya), Enez’den panayıra gelip te
yürüyerek geriye dönen vatandaşlar olmakta idi…
Bazı köylerde eğitim, köye atanan eğitmenler eliy-
le , köyün, ahırdan ya da bir kahve odasından dön-
me odasında karınca-kararınca yapılmaya çalışıl-
maktaydı.Köy Ensttüleri mezunu öğretmenler he-
nüz köyleri dolduramamıştı.Köylerde elektrik yok-
tu..Bırakın köyleri, Keşan’da bile her mahalleye e-
lektrik gelmemişti..Keşan Sokakları geceleri zifiri
karanlık olmakta, ana caddeler sokak fenerleriyle
aydınlatılmaktaydı..Evlerde büyük baş hayvan ba-
kılmakta,her mahallenin sığırı ve bu sığırı güden
bir çobanı bulunmaktaydı..Keşan’ın eski çeşmele-
rinin yalaklı olmasının nedeni buydu..Nalbantlık,
saraçlık ve hayvan derilerini tımarlama işi olan TA-
BAKÇILIK en geçerli meslekler arasındaydı.Traktör,
batos gibi ileri teknoloji ürünü olan tarım araçlarıy-
la tanışmış köylü sayısı azdı..Tarlalar , genellikle ö-
küzlerin çektiği karasabanla sürülmekte,buğday o-
rakla biçilmekte, buğday taneleri, başağından, yine
öküzlerin çektiği dövenlerle ayrılmaktaydı..Demir-
ciler, çoğunluğu köylü olan ve toprakla uğraşan
insanlarımız için orak, çekiç, kazma, kürek ,bel, tır-
pan, tırmık gibi tarım araçlarını üreterek ekmek
paralarını çıkarmaya çalışmaktaydı..Marangozlar;
araba tekeri , araba kanadı, öküzler için boyundu-
ruk yapmakta, hızarlar; öküz ve manda arabaları
için kereste kesmekte, nalbantlar atlara nal çak-
makta, nalburlar ; hayvan koşumu ve çarık satmak-
ta, hanlar ; deve, at, katır ve öküz arabalarını ağırla-
lamakta, yolcuları tahta sedirlerde yatırmaktaydılar..
İşte böyle bir Türkiye’de ,1942 yılında, Gelibolu ‘da
askerlik görevini yaparken,Keşan’daki Cumhuriyet
Hanı’nda konakladığı gece, KEŞAN şiirini yazan fah-
ri hemşehrimiz olan değerli şairimiz 0rhan Veli Ka-
nık bizlere şu eşsiz belgeyi bırakmıştı.
Yıl
21 8.1942
Cumhuriyet Hanı’nda ne güzel bir geceydi
Sabaha karşı yağmur yağdı
Güneş doğdu ,ufuk kana bulandı
Çorbam geldi, sıcak sıcak
Kamyon geldi kapımıza dayandı
Karnım tok/Sırtım pek
Ver elini Edirne şehri..
İnsanlar böyle bir ortamda ,adeta toprağı tırnak-
larıyla kazarak hem ekmeklerini çıkarmaya ve ye-
di düvele parmak ısırtacak bir mücadele sonunda
kurulan Atatürk Cumhuriyeti’nin gelişip yükselme-
sine atkı sunmaya çalışmaktaydılar..Keşan’da da
durum aynıydı..Kimileri hayvan bakar , kimileri
cambazlık yapar , kimi dokuma tezgahlarında İp-
sala sazından hasır,cacaladan kilim,koyun yünün-
den aba dokur; susamdan tahin ve şırlanyağı üre-
tir, yasak olmasına, jandarma ve kolcuların sıkı
denetimlerine rağmen tütün eker, tütün yaprak-
larını kurutur,ince ince keser-biçer, tütün yaprak-
larına, sigara kağıtlarına ya da gazete kağıtlarına
sarıp , metal tabakalar içinde taşıdıkları tütünü
gizli gizli içmekteydiler..ÖZELLİKLE köy kahvele-
rinde kolcuların yaptıkları ani baskınlarda,kaşla-
göz arasında, kahvedeki masaların altı, içi tütün
dolu sigara tabakaları ile dolardı...Çünkü sigara
tabasını üzerinde taşımak suçtu ve yakalananla-
ra para cezası kesilmekteydi.Sigara tabakası yerde
ise, sahibinin kim olduğu bilemediklerinden,dene-
time gelen kolcular ceza kesmemekteydi..(E.Caba-
lar-)
Ancak bu yıllarda tütüncülük işinin dışında başka
işlerle uğraşanlar da vardı..Örneğin; kimileri ustu-
rayla sinek kaydı traş yapmakta , kimileri kumaş
kesip-biçmekte, kimi kumaş dikip ,yaptığı elbisele-
ri kömür ütüleriyle ütüleyip sahibine teslim etme-
nin heyecanını yaşamakta,dini bayramlarda elbise
dikmenin ve ısmarlanan elbiseyi bayrama yetiştir-
me telaşının tadını duyumsamaktaydı..Köylüler, II.
Dünya Savaşı yıllarında ,ürettikleri kesik, lor, tere-
yağ, peynir,yumurta, yoğurt gibi köy ürünlerini,
Hersekzade Camii’nin çevresindeki Zincirli Hanı
önünde ve Kasap Çeşme çevresinde pazarlarken,
1950 li yıllardan sonra Kunduracılar Çarşısı’nın ar-
kasındaki YAĞ PAZARI’NDA sergilemeye başladı-
lar..Eylül ayı başında senede bir hafta süreliğine
kurulan panayırların tadı ve rengi bir başka olmak-
taydı.Köylüler genellikle, öküz ve manda arabala-
rıyla Keşan’a gelirler, hanlarda, geldikleri öküz ara-
balarının altında ve üstünde konaklarlar, gündüz-
leri, harman sonunda ödemek koşuluyla (veresiye) ,
orandanın yıllık ihtiyaçlarını karşılarlar ,eğer pana-
yır zamanı ise zincirli salıncaklara, dönen dolapla-
ra, gondollara binerek,dönen motosikletleri izleye-
rek , çadır tiyatrolarına girerek , sigara paketlerine
halka atarak, limonatası içerek, susam helvası, pa-
muk helva ya da sütlü mısır yiyerek ,boza, limona-
ta içerek Keşan Panayırları’nın tadını çıkarmaya ça-
lışırlardı..Yeni yapılan SAAT KULESİ’NİN olduğu yer,
hem kunduracılar çarşısının hem de seyyar basma
sergilerinin başladığı yerdi..Seyyar manifatura
sergilerinin hemen karşısında seyyar ayakkabıcı
sergileri kurulurd..Alçak tahta tezgahlar üzerinde
sergilenen bez ve lastik ayakkabılar, cıslaved lâs-
tik ayakkabılar, çocuk potinleri,çizmeler ,müşteri-
lerini beklerlerdi..
Keşan Spor maçlarında hayranlıkla izlediğim Ra-
şit Gürer,Ali Sönmez,Evren Bulut, Zeki Bulut, Lüt-
fü ve Gürel Savaşal, Ahmet Kaya,Cevat Kaya,İs-
met Kaya, Cevat Işıklar gibi futbolcuları buralarda
görmek beni şaşırtırdı.Ben futbolcuları özel insan-
lar sanır : ”Vay be!Demek ki sergicilerden de fut-
bolcu çıkıyor ha!” diye sayıklardım….
100.Yıl Pasajı’nın olduğu yerde ,boylu boyunca
SEYYAR BASMA sergileri kurulurdu…1955 yılın-
dan itibaren tanık olduğum merhum Hakkı Kavak-
lı, Çamlıcalı Mehmet Uysal, Ekrem ve Fethi Bulut
Kardeşler, 0sman ve Tahsin Taşkın Kardeşler, Ha-
san Altınel, Eşref Apaydın,Ali Apaydın,Necmi Gür-
sel (Çiçek Necmi), Mısırlıoğlu İsa ve oğlu İhsan Ele-
geçmez, Ahmet ve Cevat Kaya Kardeşler, Hüseyin
Aksakal, Mustafa Küçük Yıldırım, Adnan Aksu, Gü-
rel ve Lütfü Savaşal, Evren ve Zeki Bulut kardeşler ,
Kemal Çuhacı ve daha bir kaç Keşanlı’nın basma
sergisi burada kurulurdu..
SAAT KULESİ’nin hemen karşındaki Yazgılı Kuyum-
cu’nun yerinden başlayarak Balıkçı Çeşmesi’ne ve
kırtasiyeci RECEP BAYAZIT’ın dükkanına doğru
Çamlıcalı Recep Yıldırım, Nizamettin Gökçek, Ber-
ber Dobralı Hafız, Eyüp Ergene..(arka tarafında, Ö-
zel Vatan Hastanesi’nin olduğu yerde derici Ali Er-
gene’nin mağazası ile eski karakol binası,bunların
yanında,babam Mısırlıoğlu İsa’nın içi basma dolu ,
sac kaplı at arabası ve cumartesi pazarı bitiminde,
üç-dört kişinin taşıyarak buraya koyduğu basit tah-
ta barakalar bulunurdu…Ayrıca ,Gölemenler’den
aldıkları helvayı köşedeki Özden Fırını’ndan aldık-
ları sıcak ekmek içine koyup karın doyuran köylü-
ler, kunduracı Hüseyin Şahin ,Haşim Algan , İsma-
il Sönmez, Mustafa Sönmez, Kahveci İzzet Çakar,
Mercan Bakkaliyesi, zahireci İsmail Tâlih , manifa-
turacı Halil Ukuş,kavaf İlyas Özgül ,oğlu Hikmet
Özgül, Sait Yayla, kunduracı Rüstem Bayraktar,
Raşit Algan,Tekin Başak,Yağ Pazarı Sokağı’nda yağ-
cı Hüseyin Savaşal, ayakkabı tamircileri; 0sman
Yıkılmaz, Veli Yıkılmaz , Mustafa Dik, Dakim Hüse
yin, Mehmet Ali Başak, Şerif Begün, İzzet Geçkin,
İsmail Uysal, Hüseyin Sönmez, Cahit Gülmez,Halil
Gülmez, Hüseyin Borazan, Osman Gökan, Dr.İbra-
him Kospançalı, terzi Macit Güneri, onun yanında
manifaturacı Sabri Küçükyıldırım, Ahmet Uğuraç,
Kadir Banguoğlu, Ali-Kazım Ece , manifaturacı Gök-
alp Kardeşler,Nazmi Başar, Yaramanlar , Çuhacı
lar, Hayrettin Gürsel, kırtasiyeci Recep Bayazıt,
onun karşısında ,sonradan SINGER dikiş makine-
leri satıcılığı yapmış olan kırtasiyeci Mehmet Ka-
ya,Hilmi Konu, Güneş Fırını’nın yanındaki köşede
kırtasiyeci Nusret Oran,Recep Bayazıt’ın tam kar-
şısında meyhaneci Muhlis Efendi ve sonra Halil
Kaleli, saat kulesinden aşağıya, sağlı-sollu sıralan-
mış olarak, ekmek parası çıkarmanın yoğun uğra-
şısı içinde idiler..Kırtasiyeci Recep Bayazıt’ın oğul-
ları Öner, Önder, Necip ya da Kadir; her gün, öğ-
lene doğru İstanbul’dan Yılmaz, Alemdar,İnönöz ,
Gürel otobüsleri gibi Keşan 0tobüsleri ile Keşan’a
gönderilen Hürriyet, Milliyet, Tan, Tasvir, Posta,
Son Havadis gazetelerinden oluşan gazete deste-
sini, bir kollarının altına yerleştirerek: “Gazetee!
Son haberleri yazıyor.İstanbul’daki banka soygu-
nunu yazıyor..Adnan Menderesin idamını yazıyo-
or!” haykırışları ile sokak sokak gezerek, hem ga-
zeteleri satarlar, hem de abonelere ulaştırırlardı.
Dükkan kalfaları ya da çırakları ; Balıkçı Çeşmesi ,
Pazar Çeşmesi ya da Garip Baba Çeşmesinden
doldurdukları testi ve ibriklerle dükkan önlerini
sularlar,yamuk Şapkalı CEMAL Aga, dükkanlara
aynı çeşmelerden tenekelerle su taşır, diğer es-
naflar ellerinde ibriklerle,tuvaletlerin yolunu tu-
tarlardı..
Çünkü tuvalet çeşmesi her zaman akmazdı.. ..
Bu yıllarda, şimdiki Engelliler Parkı’nda (Çocuk
Parkı) kurulan sebze pazarı ile Emekli Öğretmen-
ler Evi’nden Hancı Market’e kadar uzanan kaldı-
rım üzerinde sıralanan yumurta, peynir-kesik-lor,
zeytin, tereyağ ve sıvı yağ satıcılarının oluşturdu-
ğu CUMARTESİ PAZARLARI’NDA, SAAT KULESİ’-
nin olduğu yerden 100 yıl Pasajının sonundaki
“BETONLAR ALTI ”na kadar uzanan yerde ,yan ya-
na ve arka arkaya dizili basit tahta barakalardan
oluşan basma sergilerini ve bu sergilerden satın
aldıkları Sümerbank Basması, Nazilli Basmsı,Ame-
rikan Bezi, şalvarlık basma,diril, kazalina, patiska,
keten, pazen, divitin , bürgü ,feracelik, divan örtü-
sü, perdelik gibi giyecek eşyalarıyla heybelerini
dolduran köylülerin yaşadığı tatlı telaşı görmemiş
olmak inanınız büyük kayıptı…Birbirine bakan iki
sıra halinde dizili olan kapısız betonlar altı tezgah-
larında ise; balıkçı Topçu Ahmet, sebzeci; Hasan İ-
mamoğlu, sebzeci Niyazi Karalar, Akif Paşa, Sela-
hattin Turşucu,Ali Tokmak, Mahmut Özkaya gibi
merhumlar gün boyu sergi açar, arka tarafta Pazar-
cı kahvesi işleten İzzet ÇAKAR amca onlara çay ta-
şırdı..Dalından Manav’ın yerine taşınmazdan önce
eski, belediye başkanlarından sayın Rasim Ergene’-
nin dükkanı Eski Gelibolu Caddesi’nde idi ve ge-
rek kendileri ve gerekse Keşan’da uzun yıllar
belediye başkanlığı yapmış olan sayın Zati Yö-
rüker, Ahmet Göksoy, Hüseyin Yazır, METİN ÇIR-
PAN, Mehmet Gemici..benzin istasyonu sahibi -
merhum Behlül Çomer, Hüseyin Işık (Mavi Köşe)
ve Mahmut Kemal , Keşan’ın ilk sinemacısı, ilk
FORT TAKSİ (TAKA) sahibi, dünya sinemalarından
Hollywood ve Hint sineması dahil ,Yeşilçam’ın ü-
rettiği , uzun metrajlı SİNEMA FİLMİ adındaki YE-
DİNCİ SANAT ürünlerini Keşanlılara ilk tanıtan
kültür elçisi Sinemacı RIZA TUTULMAZ , onun ar-
dından Yeni Sinema sahibi BEKİR VARNALI, Emek
Sineması kurucusu NURHAN ÇUHACI, IŞIK Sine-
ması sahibi ÜLKÜ BECEREN ve KAŞİF ÜREK , şu
an belediye tarafından eylül ayı başında yıkımına
başlanan Köy Garajındaki un değirmeni sahibi ve
hasta muayenehanesi bulunan Keşan’ın tanınmış
doktorlarından Tayyip Akalın,Yeal Büsküvi Fabrika-
sı sahibi Yakup Ersoy ve yağ değirmeni sahibi Ali
Yaraman bu yıllarda sağ idiler ve o günlerin SİYAH-
BEYAZ Keşanı’nda iz bırakan renkli simalardılar..
Ancak DEĞİŞİM denen acımasız süpürücü, elinde-
ki görünmez süpürgesini her zaman olduğu gibi
o zamanda da insanların üzerinde gezdirip dur-
maktaydı..1957 yılına kadar ,şimdiki Dalından Ma-
nav’ın (Rasim Ergene’nin manifatura dükkanı) kar
şısında bulunan PAZARCI ÇEŞMESİ’nin karşısında,
şimdiki ZİNCİRLİ AKTAR’ın yerinde faaliyet götse-
ren ve HULKİ BECEREN ile makinisti KAŞİF ÜREK ‘-
in çalıştırdıkları Kışlık IŞIK SİNEMASI’nın hoparlörin-
den çevreye yayılan film müzikleri ,bütün çarşı
esnafını ve alıcıları mutluluğa boğardı.Çünkü KEŞ-
AN SİNEMALARI dillere destandı.Özellikle panayır-
larda:”Parça geçiyoor!’Parça geçiyor!”,“Bir bilete
üç film, bir bilete dört film” anonslarının etkisinde
kalan köylüler gece-gündüz,Rıza’nın AİLE ve PARK
Sineması ile Bekir Varnalı’nın kışlık ve yazlık YENi
sinemalarıını doldururlardı…
1961 yılından sonra bu sinema yarışına Nurhan
Çuhacı’nın EMEK SİNEMASI da katıldı..Daha son-
ra Borsa ve 0rduevi sinemaları da ,Keşan Sinema-
laı kervanındaki onurlu yerlerini aldılar..Gerek
panayırlara ve gerekse cumartesi günleri ,şimdiki
engelliler parkında kurulan Keşan pazarını doldu-
ran Keşanlılar,Rıza’nın PARK SİNEMASI’ndan çev-
reye yayılan film müziklerinin etkisinde kalarak,
Pazardan sonra yemeklerini yer yemez sinemaya
koşarlardı.1957 yılına kadar Yukarı Zaferiye Mahal-
lesi Eski Mektep Sokak , 8 numaradaki baba oca-
ğım, geceleri gaz lambası ışığı ile aydınlanırdı..Fet-
ye ablamın,geceleri, elindeki çaputla islenen gaz
lâmbanın isini sildiğini anımsarım.1961 yılında
Zafer İlkokulu dördüncü sınıfta idim.I.Dönemin
bitmesine az bir zaman kala, öğretmenim Yaşar
Göksoy, başöğretmen olunca , yerine Mehmet
Özcan geldi..Sürekli matematik soruları sorarak
bizler hakkında fikir sahibi olmaya çalıştı .Hasan
Ülgen, Mustafa Mavnacı,Hilmi Balaban,Ali Ukuş,
bu konuda çok başarılıydılar..Ben, zayıf kaldığı-
mın farkındaydım..Karneyi aldığımda dört tane
zayıfımın olduğunu gördüm..0 an çok ağlamıştım..
II.Dönemde Mehmet Özcan öğretmenim :“Ço-
cuk , çok pasif kaldın, seni tanıyamadım “diyerek,
bana bir rontta “KAYISI”şiirini okuma rolünü ver-
di…Bir çarşamba günü öğleden sıra halinde sınıf-
ça Bekir Varnalı’nın Kışlık YENi Sineması’na gittik...
Bu, kışlık bir sinemanın içini ilk görüşümdü..Bir
insan boyu yüksekliğinde balkonu olan sinemada
yüzlerce tahta iskemle yan yana ve arka arkaya sı-
ralanmıştı..Elimde içi kayısı dolu minik bir sepet-
le sahneye çıktığımda, bütün Zafer İlkokulu öğren-
cilerinin karşımda olduğunu gördüm..Heyecanla-
nıp heyecanlanmadığımı bile anımsamıyorum…
Sinemanın alçak balkonu bile tıklım tıklım dolu idi..
Program başladı “Meyvelerin dayısı kayısıdır kayısı”
şiirini başarıyla okudum..Aynı sinemaya, ortaokula
başladığım yıl da gittim.Sanırım bir yıl sonraydı….
Çarşamba günü öğleden sonra okulun Atatürk 0r-
taokulu’nun bahçesinde ikişerli sıra olup ,lâcivert
renkli , ayyıldız kokartlı , zurzaklı şapkalarımızla,
öğretmen gözetiminde yola koyulduk..İzleyeceği-
miz filmin adı POLYANNA İDİ…
Bundan sonraki yıllarda, bizleri genellikle Nurhan
Çuhacı’nın Kışlık Emek Sineması’na götürmüş olsa-
lar da, aklımda kaldığı kadar; Godzilla, masalsı bir
Hint filmi, Uçan Halı filmi, bir-iki Tarzan filmi, Sin-
bat ,Fosforlu Cevriye ,bir Eşref Kolçak filmi , bir Ay-
han Işık filmi, bir Kızılderili filmi ve bir Hint filmi
olan AVARE filmi…Kışlık Yeni sinema’da izlediğim
filmler arasındaki yerlerini aldılar..
Polyanna filminden bir süre önce babam, ağabe-
yimle beni bir yaz gecesi Terzler Sitesi’ne inen yo-
lun solundaki yazlık Emek Sinemasına götürmüş
ve göz kırpıp duran yıldızların altında ,İsmail Düm-
büllü’nün bir korku filmini izlemiştik..Bu yıllarda
ortaokul çocuklarının tek başına sinemaya gitme
leri , sokaklarda top oynamaları, kızlarla mektup-
laşmaları, Tommiks, Teksas, Kinova, Pekosbil, Buf-
falo,Maskeli Süvari, Süpermen…gibi siyah-beyaz
resimli macera kitaplarını okumak yasaktı..Hatta
oldukça büyük suçtu….Bu yüzden okuldan kısa sü
reli uzaklaştırma cezası alan öğrenciler oluyordu..
Bu yasak daha sonra, 1970 li yıllara, öğretmenlik
yaptığım Malatya-Akçadağ Öğretmen Okulu’nun
öğrencilerine kadar uzandı..Bu okulda bu neden-
le, etüdlerde,bu tür yasaklanmış kitapları okuyor-
lar diye ceza alan öğrencilerim oldu..Benim gibi,
bu uygulamaya karşı çıkan öğretmenler de sürgün
edilmesi, alınteri ile kazandıkları mevkileri kaybet-
meleri gereken kominist öğretmenler oldular..ve
sürüldüler..
Bu tür kitapları okumak yasaktı ama, çocukların
cumartesi pazarlarında,panayırlarda, dallıklarda,
düğünlerde, sinema önlerinde, futbol maçlarında
sakız,ciklet, mandalina ,testiyle su, kurabiye, pan-
dispanya, simit satmaları, bir iş yerinde çırak ola-
rak çalışmaları ,benim gibi, daha on iki yaşında
babalarıyla ,ağabeyleri ile birlikte,sabah saat dört-
te ,dört buçukta, kamyon kasasına yüklenmiş , te-
pesine kadar içi basma dolu , üzerine branda çe-
kilmiş 150 kiloluk arar ve sandıklar üzerinde Mal-
kara, Uzunköprü, Şarköy, Gelibolu, İpsala Pazarla-
rına gitmeleri serbestti.Çünkü çocuklar bu işleri,
aile bütçelerine katkı sağlamak amacıyla yapmak
zorunda idiler...
Bu nedenle derslerine yeterince çalışamadıkları
için,tek dersten belge alıp, okuldan atılan öğren-
ciler olmaktaydı..Ama ben okuma sevgisini bu ki-
taplara borçlu olduğumu söyleyebilirim..Bu yıllar-
da Keşan’da, büyük sanatçı Emel Sayın’ın da oku-
duğu Köy Garajı yanındaki Keşan 0rtaokundan ba-
şka yüksek okul yoktu!..Bu okul 1954 yılında açıl-
mış, açılışı Keşan Sokakları’nda bağıra bağıra ge-
zen bir tellâl tarafından Keşan Halkı’na duyurul-
muştu…Şimdiki Öğretmenler Evi olarak kullanılan
Akşam Kız 0kulu Binası’nda bir kaç yıldan beri faa-
liyette olan Keşan 0rtaokulu öğrencileri bu okula
taşınarak, yeni Keşan 0rtaokulu’nun öğrencileri
olmuşlardı…0 günün koşullarında Keşanlıların yük-
sek tahsil yapma olanakları pek yoktu..Çünkü Keş-
an’da 1967 yılına kadar lise bile yoktu….Bu neden-
le herkes hayata atılmak , çalışmak zorundaydı..0
günün çocuklarının tamamına yakınını bu gün Keş-
an’ın tanınmış esnafları olmak zorunda kalmışlardır..
0nbir-on iki yaşlarımda , hayata hazırlanmak için ,
annemin bana bu işleri yaptırdığını bilirdim..Örne-
ğin; ilk işim şeftali ağacımızdaki şeftalileri bir lo-
kum sandığına koyup satmak oldu..Bu iş zevk ver-
meyince, bu işin ustası olmuş olan akrabam Nuret-
tin Soysal’la birlikte fırıncı Hilmi İşbaşar Amca’dan
bir camekan kurabiye,pandispanya alıp satmaya
başladım..Bu işte başarılı olduysam da, sokaklarda
gördüğüm arkadaşlardan utandığımdan bıraktım..
Çok kısa bir süre mahalle düğünlerinde sütlü mısır
satmayı denedim….Hatta terzi Hamit Akıncı’nın ,
kendi evinin bahçesinde yaptığı evlenme düğünün-
de, bir masada arkadaşlarıyla içki içen Hatice ha-
lamın büyük oğlu Hamit Ergin benden beş tane
mısır alınca bayağı heveslendim..Böylece, Veli Kar-
lıdağ, Nazmi Karlıdağ ve Hasan Katıksız’dan sonra
Keşan’ın sütlü Mısır satıcıları kervanına ben de ka-
tılmış oldum.Ancak bu işi de çabuk bıraktım..Beni
okuturlarsa okumaya karar verdim..
Sinemalı günlere gelelim yine….Kışlık yeni Sinema’-
da okuduğum “Meyvelerin dayısı /Malatya Kayısı-
sı” şiirinden sonra öğretmenim Mehmet Özcan’ın
bana verdiği ikinci ödül beni;
”Kaleden kaleye şahin uçurdum
Ah ile Vah ile ömrü geçirdim” rontunda oynat-
mak oldu..Bu rontu da Hastane Caddesi’nden
KENT MÜZESİ’ne girişteki kapının hemen önünde
(o zaman devlet hastanesi) oynamış ve beni izle-
meye gelen ablamdan hediye olarak öpücüklü
bir “Aferin”almıştım..
1962 senesi eylül ayında Atatürk 0rtaokulu 1.sınıf
öğrencisiydim..Okuldaki bir öğretmenimize ait ol-
duğu söylenen ve bir Çarşamba günü öğleden son-
ra ,okul bahçesinden sıra halinde çıkıp ,duvarında
film afişleri asılı olan Astsubay 0rduevi’ Binası’nın
yanından geçip, Eski Gelibolu Caddesi’ne sapıp, es-
ki postane, Foto Saatçıoğlu, Gölemen Şeker-Helva
İmalathanesi, Bekir Varnalı’nın Bakkal Dükkanı, kır-
tasiyeci Recep Bayazıt, kırtsiyeci Mehmet Kaya,
Nusret Onan, Ali Ağa’nın Hanı, lokantacı Tahsin Öz-
çay , Muhlis’in Meyhane, terzi Emin Dinlersöz,
Mehmet Ökten, Emin Aksu, Fevzi, Tümer , terzi Sü-
leyman Gürsel , terzi Remzi Yıldırım, terzi Selami
Tufan, Özkaya Fırın, Muhtar Aktaş, Aslan Şalk’ın
kahvaltı dükkanı, Mehmet Soysal’ın bakkal dükkanı,
Şekeral’ın lokum dükkanı ve manifaturacı Rasim Er-
gene’nin dükkanları önünden, başımızda ay yıldız
kokartlı ve zurzaklı lacivert şapkalarımızla geçerken,
topluca söylediğimiz aşağıdaki okul marşımızı,beyin
müzemin en güzel yerinde saklarım.
“Doğrulsak kaleyiz/ Eğilsek yayız
Sönmeyen imanız / Tükenmeyen hız
Ahlak , bilgi, vatan/Dillerde türkü
Keşan Ortaokul gençleriyiz biz”
*
Keşan 0rtaokul öğretmenleri, bizden önceki öğren-
cileri, Yapı Kredi Bankası’ın yanında, sayın Ali Zon-
tul’un dükkanın yerindeki, öğretmen Sabri Çakarel-
ler’e ait olan taş binada faaliyet gösteren ZAFER Sİ-
NEMASI’na da götürürlermiş..Bu sinemanın kapısı
üzerindeki duvarda asılı olan “Rüzgar Gibi geçti “
filminin afişlerini ben de hatırlarım..Kimse farkında
değildi ama Keşan, bu yılarda, gerek sinemaları, ge-
rek panayırlarıyla çevrenin sanat merkezi duru-
mundaydı…Keşan’da bu film afişlerinin asılı oldu-
ğu pek çok yer vardı..Örneğin, şimdiki Astsuıbay
0rduevi’nin duvarları üstüne film afişleri asılır,
üzerinde film afişlerinin yapışık olduğu kocaman
tahta pano Ziraat Bankası’nın önündeki akasya
ağacına dayatılır, oynamakta olan filmlerin tanıt-
ımı yapılırdı..Aynı yıllarda şimdiki AKBANK’ın ol-
duğu yerdeki binada da“Sinemacı Rıza”nın Kışlık
AİLE SİNEMASI faaliyetteydi…Bir kış mevsiminde
ANİBAL filmini izlediğim bu sinemadan çıktığımda
İnönü Caddesi üzerine lâpa lâpa kar düşmekteydi..
Bu yıllarda, bu sinemanın arkasındaki belediye bi-
nasının yeri boştu ve Zincirli Aktar’ın yerinde fa-
aliyetini sürdürmekte olan IŞIK SİNEMASI , sine-
manın makinisti Kaşif Ürek’in ellerinde yeniden
canlanmak için ,belediyenin karşısında bulunan
ANKOLAR’ın binaya taşınmış (Emek Sineması açıl-
mazdan önce, şu an yeni yapılan EMEK İŞ MERKE-
Zİ ’nin yanındaki bina ) bir yıllık bir faaliyetin ar-
dından , sinemanın kapalı olduğu bir gece, sahne
tarafında çıkan bir yangın sonunda 1958 yılında
faaliyetine son vermişti..Bu olay sonunda sinema-
cı sayın Kaşif Ürek İpsala’ya taşınmış , sinema fa-
aliyetine burada devam etmiştir..Sinemalardan
başka Keşanlıların buluşma yerlerinden biri de
meyhaneleri olurdu..Bu yıllarda Keşan meyhane-
lerinin en meşhuru Muhlis Efendi’nin meyhane
idi..Halil Kaleli burada kalfa olarak çalışırdı.Bu mey-
haneye daha sonraki yıllarda Sarı’nın Meyhane ek-
lendi Tektekçiler’in dışındaki Keşanlılar ise kulüp-
lerde, kahvehanelerde ve camilerde buluşurlardı..
Bir de siyaset nedeniyle bir araya gelenler vardı ki
onların buluşma yerleri de parti bürolarıyla, der-
nekler olurdu..
Balık tutmayı yabani hayvan avlamayı sevenler de
ya İpsala 0vası’ndaki Gala Gölü çevresindeki av
partilerinde buluşurlar, ya da Saros Körfezi’nde
kum sahillere sahip olan Mecidiye, Erikli, Vakıf gi-
bi sahil boylarında oltalarla avladıkları balıkları kı-
zartarak içki içerek vakit geçirirlerdi..Bunlara ait
şu örneği verebilirim:
Emekli öğretmen sayın VELİ Bozkurt’un anlattığı-
na göre, bir gün,Keşan’ın tanınmış esnaflarından
Fevzi Tümer, Ahmet Uğuraç ile öğretmen Cemal
Donduran ve Veli Bozkurt, İpsala’da Meriç Nehri
kıyısına giderler.Çünkü 1960 lı yıllarda Meriç Neh-
ri sık sık taşmakta ve taşan sular tarlalar üzerinde
küçük küçük göletçikler oluşturmaktadır.Bu gölet-
lerde insanı şaşırtacak kadar çok balık bulunmakta-
dır..Bu balıkların şap şap sesleriyle suda yüzmeye
çalışan çocuklar gibi çırpınışları taa uzaktan görü-
lür,adeta “hadine bekliyorsunuz? Gelin bizi yaka-
layın! “ der gibi görüntü oluştururlardı..Artık bu
kocaman sazanları hatta kangal köpeği büyüklü-
ğündeki balıkları su içinden elleriyle yakalayıp
sofraya getirmek o grubun genç delikanlısı VELİ
BOZKURT’un işi olurdu…İçilen içkilerin verdiği sar-
hoşluğu biraz olsun dağıtmak işi de kuşkusuz Me-
riç Nehri’nin bulanık sularına kalırdı..kendilerini
suya bırakan balık avcıları günün yorgunluğundan
sıyrılırlardı..
Bir de dördüncü tip Keşanlılar vardı ki onlarda ,
ya bir dost dükkanında,kahveci Şakir Ağa’nın yap-
tığı köpüklü DİBEK kahvesi içerek sohbet ederler
ya da Atatürk Parkı’ndaki ağaçların altında bulu-
şarak 0smanlı’dan Cumhuriyet’e geçildiği yıllarda-
ki yakasız gömleklerin yakalı hale geldiği günleri ,
bu günlerde pantolonlara “kılıç gibi” kömür ütüsü
yapan terzileri ; gömlek yakalarına kola yapan ,b-
lina takan gömlekçileri , gömleklerin koluna takı
lan kol düğmelerini, kimlerin aba pantolonla gez-
diğini , kimlerin hanlarda, kimlerin otellerde konak-
ladığını ,hangi berberin daha güzel sinek kaydı traş
yaptığını, hangi terzinin daha iyi ölçü aldığını…kısa-
ca ,bu yıllarda yaşanan zorlukları yoklukları ,darlık-
ları , kıtlıkları konuşurlardı..Bu yıllarda manifatura-
cılar Sümerbank’ın yaptığı Nazilli basmaların , ka-
vaflar genellikle kendilerinin ürettiği ayakkabıların
tabanlarını, topuklarını, sayalarını Kunduracılar,İs-
tanbul’dan satın aldıkları ayakkabıları ,lokantacılar ;
kuru fasulye, yoğurtlu ıspanak ve çorba satarlardı…
Mübadele göçmenlerinden Kokucu Niyazi Amca ;
“Neler vaar neler! Diyerek koku, Veli Karlıdağ
ve daha sonra Niyazi Karlıdağ kaynamış sütlü mı-
sır, kızanlıklı Mehmet ; yaptığı HOROZ ŞEKERLERİ-
Nİ , bir başkası kendi yaptığı susam helvalarını,Ak-
taş kardeşler limonata-boza-kadayıf yapıp satar,
Eski Gelibolu Caddesi’ndeki taş örgülü iki katlı
POSTANE gelip geçene bakar, Rasim Kahya Hanı’-
nın karşısındaki mütevazi dükkanında öğretmen
Türkan ve Şükran Öngel kardeşlerin babaları sayın
Ahmet Öngel vesikalık fotoğraf çeker, aynı işi evin-
de desürdürür, komşularına evinin geniş taş salo-
nunda kısa metrajlı filmler götserirdi..Aynı cadde
üzerinde günümüzde de aynı işine devam eden
FOTO SAATÇIOĞLU daha teşkilatlı biçimde gerek
stüdyoda gerekse düğünlerde , evlere gönderdiği
elamanlarla fotoğraf çekimlerine devam ederlerdi.
Sümerbank kumaşından yapılma elbiseleriyle ,şal-
varlarıyla , ondüleli saçlarıyla nazik genç kızlarımız;
bakırlarla, kovalarla, tenekelerle, testi ile, yalaklı
mahalle çeşmelerinden su taşır, boş vakitlerinde
de tül perde arkasında oturarak: “Telgrafın telle-
rine kuşlar mı konar / Herkes sevdiğine de yarim
böyle mi yanar?” Ya da:“Karakolda ayna var/Kız
kolun-da damga var” türkülerini söylerlerdi..
Eski belediye başkanlarından sayın Hüseyin Yazır’-
ın , BETONLAR ALTI dükkanlarından başka, şimdi-
ki Süzgünlerin karşısında yaptırdığı terzi dükkan-
larında; Sami Abalar, İbrahim Yüksel, Hamit Akın-
cılar, Remzi, Mehmet Soysal, Fedai Çetin, Selahat-
tin Kayahan..diktikleri pantolonlara kömür ütüleri
ile “kılıç gibi ütü “ yapar..Saraç Ramadan Tezcan;
atlara , sığırlara koşum satar ,İbrahim Gemici ka-
saplık yapar, ÖZKAN KIRTASİYE’nin yerinde-Rum’-
dan kalma görkemli TAŞ BİNADA ATATÜRK’ün
ŞAPKA DEVRİMİNE olan sadakatini gösterircesine ,
başından çıkarmadığı FÖTR şapkasıyla gezinen
merhum YAKUP ERSOY’un YEAL BÜSKÜVİLERİ’nin
mis kokusu çevreye yayılırdı…Cumartesi günleri ,
bu kokulara seyyar köftecilerin, mis gibi KEŞAN
kokan kekikli köftelerinin kokusu karışır,Keşan su-
yundan yapılma “Limonata!, taze boza!”haykırışla-
rı ile Veli Karlıdağ , Nazmi Karlıdağ ve daha sonra
bu kervana katılan Hasan Katıksız, üzerini havlu ile
örttükleri taze mısır kovasını sallayarak “ana cad-
deleri gezerler, sütlü mısır! ..Taze mısıır!” sesleni-
şleriyle ekmek parası çıkarmaya çalışırlardı...Buna
göre bazı seyyar satıcıların buluşma yerleri de cu-
martesi Pazarları olurdu..Balıkçı, çaycı ve genellik-
le sebzecilerin bulunduğu BETONLAR ALTI’nın seb-
zeci esnafı ise, genellikle cumartesi günleri olsa da
haftanın yedi günü Keşanlı müşterilerini beklerlerdi...
1960 öncesinde Eski Gelibolu Caddesi’nde aynı cad-
de üzerinde Özkayalar’ın fırını, Süleyman Gürsel’-
in ,Mehmet Öktem’in, Emin Dinlersöz’ün terzi dük-
kanları ; Emin Aksu’nun ,Demir Bozkurt’un , Fevzi
Tümer’’in ,merhum Rasim Ergene’nin Dalından
Manav’ın yerine taşınmazdan önce manifatura
Rasim Ergene’nin manifatura dükkanları ,eniştem
Remzi Yıldırım’ın terzi dükkanı… pişmiş sütlü mısır
dumanı gibi beleğimde tütmektedir.
Recep Bayazıt’ın , Nusret Oran’ın, Mehmet Kaya-
’nın kırtasiye dükkanları,önce Muhlisin daha sonra
kalfası Halil Kaleli’nin meyhanesi ve Sarı’nın Mey-
hane , Mümin Bozkurt’a ait Tekel dükkanı, Bekir
Varnalı’nın bakkal dükkanı ile Kışlık Yeni Sinema
hep bu cadde üzerindeydiler...Eski Karakol binası
yer değiştireceği günleri bekler, ALİ ERGENE Yağ
Pazarı’ndaki MAĞAZASINDA deri toplar, ben, ba-
bamın bu mağaza yanında emekliye ayrılmış va-
ziyette bekleyen üstü sac kaplı , üzerinde “Mısırlı-
oğlu İsa” yazan ve kapısında KARINCA DUASI asılı
bulunan basma arabasındaki Sümerbank ve Nazil-
li Basmalarının o unutulmaz kokusunu koklar,(Zer-
lanis Fotoğrafları arasında bu araba görülmekte-
dir),cuma günleri , buradaki tahta barakamızı 100.
Yıl Pasajı’nın bulunduğu yere taşır , cumartesi gü-
ü akşam üzeri ,yani cumartesi pazarı bittikten son-
ra yeniden buraya bırakırdık…
1965 yılında, cumartesi pazarları şimdiki belediye
binasının yerindeki alana taşınana kadar bu alan
köylerin karınca gibi kaynaştığı yerlerdi..Eski Keşan’-
da futbol maçlarında bir araya gelenler de vardı, on-
lar, hemen hemen bütün Keşanlılardı ve Keşan Lise-
si’nin yerindeki futbol sahasında bir araya gelirlerdi..
Çünkü Keşan Lisesi binasının henüz yapılmadığı za-
manlardaki bu sahada , eylül ayının başında bir haf-
ta süren panayırlar kurulur, deve güreşleri yapılır,
futbol maçları oynanırdı…Maçlarda bir araya gelen
spor severler 1967 yılından itibaren , şimdiki futbol
sahasının tozlu-topraklı zemininde antrenman yap-
maya başlayan Keşan Gençlik futbolcularının antren-
manların izlemeye başlarlar .Yeşil Çimenli -tribünlü
futbol sahasının açılışı ise 1986 yılında BEŞİKTAŞ’la
yapılan futbol maçıyla olur.. (Kyn. Cevat Işıklar)
Eski Keşan’da tüm bunların dışında bir de 0RDUEVİ
PARKI’nda buluşanlar olurdu..Bunlar da genellikle
bekârlar olur, “Bıktım artık bekarlıktan/Kim ne bul-
muş sultanlıktan” şarkısını mırıldanırlardı..Şimdiki
Şehitlik Parkı’nın tam karşısındaki bu park ,bir ta-
nesi Devlet Hastanesi Caddesi’ne bakan çift kanat-
lı ,tel örgülü kocaman kapısı ve diğeri , Çifte Yel De-
ğirmeni Sokağı’na açılan daha küçük ikinci kapısıyla
Keşanlıların ilk akla gelen buluşma mekanlarının
başında gelirdi..Üçüncü kapısı da Cumhuriyet Cad-
desi tarafındaydı..Askerlik Şubesi Binası , Rum’dan
kalma iki katlı taş yapısıyla, şimdiki Milli Eğitim Mü-
dürlüğü Binası’nın bulunduğu yerdeydi..Merhum
YAKUP ERSOY’un YEAL BÜSKÜVİ FABRİKASI , buğ-
dayı-çavdarı -mısırı UN’A susam tanelerini tahin ve
ŞIRLAN YAĞI’na Günebakan tohumlarını da AYÇİ-
ÇEK YAĞI’na çeviren Ali Ağa’nın dweğirmeni iel Alİ
YARAMAN’ın YAĞ FABRİKASI ,İZZET ÇAKARLARIN
BAHAR GAZOZU imalâthanesi,Gamsızların ÜNAL
GAZOZU imalâthanesi,TEKEL MEYDANI’na adını ve-
ren, kesme taşlardan yapılma görkemli TEKEL BİNA-
SI, şimdiki CEM HİPER MARKET’in yerinde bulunan
ve cumhuriyetin ilk yıllarında un değirmeni olan fa-
aliyet gösteren apartman büyüklüğündeki ZATİ
BEY’in ZAHİRE MAĞAZASI , Rasim Kahya Hanı, Ali
Ağa Hanı , Zincirli Hanı, Cumhuriyet Oteli, Tayip
Bey’in Un Değirmeni, Pak Otel, Ürek 0tel, Bülte
Otel, Biga 0teli, Edirne 0teli..gibi şimdi tarihin silin-
miş sayfaları arasında kalmış olan….bu tarihi mekan-
lar henüz tek-tük te olsa müşteri karşılamaktayken
ve ÖNDER GAZETESİ yayın hayatına başlama hazır-
lıklarını yaparken, yukardaki grupların dışında kalan
evli bekâr Keşanlılar işte BU HAVUZLU PARKTA , akas-
ya ağaçlarının altındaki masalarda otururlar, Hastane
Caddesi ’nden gelip geçenlere bakarak içtikleri ÇAY’-
IN ve KEŞAN GAZOZLARI’nın unutulmaz lezzetinde:
“Raftan aldım makası /Açtım göm-lek yakası /Bi-
zim evden görülür sevdiğimin odası” şarkısına
benzer şarkılar mırıldanırlardı.….
Aa, bir de hafta içinde ,ibrik,testi-çömlek satılan ,
ama cumartesi günleri ,cumartesi pazarlarının ku-
rulduğu ve içinde her çeşit sebzenin satıldığı ÇO-
CUK PARKIMIZ vardı..Bu park daha sonra ENGEL-
LİLER PARKI adını aldı..Dostların buluşma alanla-
rından biri de .burası olmaya başladı..Bu parkın
hemen yanındaki şimdiki esnaf ve sanatkarlar kre-
di ve kefalet binasının önünden, Hancı AVM önü-
ne kadar sıralanan kesik-lor-peynir-zeytin-yumur-
ta satan esnaf bulunurdu..Bu esnaflardan peynir-
lor satan İpsalalı Ayşe Abla’yı herkes tanırdı…
1960 lı yıllarda hem alışveriş yapmak, hem de has-
ret gidermek için bu parka gelenler, bu parkta ku-
rulan cumartesi pazarında gezerlerken , Kışlalı A-
partmanı’nın bitişiğindeki şimdiki ESNAF VE SA-
NATKARLAR KREDİ VE KEFALET KOOPERATİFİ’-
nin yerinde faaliyet gösteren ve : “Parça geçiyor!
Parça geçiyor! “, “BİR BİLETE ÜÇ FİLM , İKİ FİLM
BEDAVA; GEL VATANDAŞ GEL! Haykırışlarıyla sine-
ma meraklılarını sinemaya çağıran çekirdekçi Sali
Aga’y ı unutamazlar..ve“Rıza’nın KIŞLIK PARK SİNE-
MASI”’nın tahta kapısı önündeki tahta panoya
iliştirilmiş olan sinema afişlerine bakarak ,şimdi-
ki ZİNCİRLİNİN aktar dükkanının yerinde faaliyet
gösteren ve sahipliğini ÜLKÜ BECEREN’’in, maki-
nistliğini de “KAŞİF AGA”nın (Ürek) yaptığı Kışlık
IŞIK SİNEMASININ ve bu sinemanın Arka tarafın-
daki yokuş başında, Namık Kemal Caddesi ile şehit
Hamdi Sokak’ına açılan sokağın tam başındaki kö-
şede , Bekir Varnalı’ ya ait olan, ve Bekir Varnalı’-
nın KIŞLIK YENİ SİNEMASI’nın hopörlerinden çev-
reye yayılan :“ KALBİMİ KIRA KIRA BIRAKTIN BİR
HATIRA /GÜNAHINI YALANCI DUDAKLARINDA ARA..
” gibi Türk sanat Müziğinin unutulmaz şarkılarına
kulak kabartırlardı.Hele panayırların kurulduğu bir
haftalık süre içinde, Keşan sinemaları ,köyden
gelen sinema severlerle tıklım tıklım dolardı…
Rıza’nın Kışlık Park Sineması , Bekir Varnalı’nın
Kışlık YENİ SİNEMASI; “Bir BİLETE ÜÇ FİLM!..
“Taçsız Kral bu akşam sinemamızda!..”,“Adale-
tin kılıcı ZORRO ,bu gece kışlık IŞIK SİNEMASI’n-
da” anoslarıyla, karanlık geceleri aydınlatırdı…
Zaman denen değişimin fırçası, bunların bir ço-
ğunun papucunu dama attı..Bir kısmının kılık-kı
yafetini değiştirdi…Ama her birinin yerine başka
bir kültür değeri geldi..Örneğin ;son yıllarda yeni
buluşma adresi olarak SİVRİ TEPE gibi sivri tepeli
yel değirmenleri yapılmaya başlandı..Böylece
gelecekteki Keşanlıların buluşma yerleri yavaş ya
vaş değişmeye başladı..Bu nedenle ben, bizden
sonraki Keşanlıların artık falan meyhanede, falan-
ca birahanede , falanca parkta ,Rıza’nın Aile Sine-
ması’nda , Bekir Varnalı’nın Yeni Sineması’nda,
Nurhan Çuhacı’nın Emek Sineması’nda , Borsa
Sineması’nda, Orduevi sinemasında , Zafer Sine-
ması’nda, atlı karıncaların yanında…deve güreşle-
rinde , dönen motosikletlerde .. buluşalım! Sesle-
nişleri yerine:“Kahvaltımızı Cennet Bahçesi’nde ya-
palım!”,“Belediye’nin çok amaçlı konferans salo-
nunda oturalım”“Eskiden olduğu gibi milli bayram-
ları kutlamak için CUMHURİYET MEYDANINDA
buluşalım!”, “Kent Kütüphanesi’nden kitap alalım”,
“YELDEĞİRMENİNİN YANINDA KUCAKLAŞALIM!”,
“Kipa’da yemek yiyelim”, “BENDİS AVM de film
izleyelim”, “Yusuf Çapraz Uygulamalı Meslek Yük-
sek Okulu’nun yanında yapılan UÇURTMA ŞENLİĞİ-
’nde uçurtma uçuralım, “Hıdrellezde Sarıkız’da bu-
luşalım”,“Sabah yürüyüşlerini Kale Tepe’ye doğru
yapalım.”,
“Sivri Tepe’den İstanbul Yolu’na bakalım”,
“Karagöl’de balık tutalım”, “Korudağı’ndan koza-
lak toplayalım”, “Saros Körfezi’nde maviliklere açı-
lalım!”, “Kent Müzesi Bahçesi’nde geçmişi analım”
YA DA;
25 eylül 2020 akşamı ,“Sanat güneşimiz ZEKİ MÜ-
REN “ ve “Bozkırın tezenesi NEŞAT ERTAŞ’I “ anmak
için toplandığımız gibi “SAAT KULESİ’NİN ALTINDA
BULUŞALIM!” Seslenişlerini duyar gibi olurum.…
Sizlerle paylaştığım bu anılarımla, ebedi âleme göç
etmiş olan, adı geçen ve geçmeyen ama Keşan’ın
bu günlere gelmesi uğraşısında taş üstüne taş ko-
yan tüm Keşanlıların ruhlarının şâd , makamlarının
cennet olmasını diliyorum..
Haydi bakalım gelecek nesil!..Taş üstüne taş koyar-
ken bizleri de unutmayın!
………………*…………….
Kayıt Tarihi : 8.10.2020 21:21:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
NOT: Yapılacak alıntılarda kaynak göstermek zorunlu- dur.Çünkü kaynak gösterilmeden yapılan alıntılar ni- telikli hırsızlık eylemine girer ki, bu suçtur. * *Yaşanmışı sonsuza dek yaşatmak için
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!