Bir yalan rüzgârıydı, seninle aramıza giren ve yaşanması ikimiz için de hem imkânsız hem de yasak olan ama bir şekilde bizi içine çeken o karmaşık, bir o kadar da utanç verici ilişkimizin ateşini söndüren. Ne gariptir ki ikimizde ihtimal vermezken bu dipsiz kuyuya düştük. Bakınca son derece hatalı görünse de bize doğru geliyordu, ikimizde meyilliydik, bu yüzden belki de. Yanlış zamanda yanlış yerde birbirimizi bulduk, ikimizde yalnızdık sığınacak liman ararken denk geldik birbirimize…
Sen özgürdün benim ise yükümlülüklerim vardı, belki de sorumluluklarımdan kurtulmak istediğim zamanlardı. Kurtarıcım olarak görmüştüm seni, sonuçta bulmuştuk birbirimizi. Sahte de olsa bir süre mutlu olduk, belki de mutlu olduğumuzu zannettik. Ben senin düşüncelerinden bir haber hep sonu yok, devam edemez, bitmeli artık diye düşünüp kendimi hazırlamaya çalışırken, sen çözümü bulmuş uygulamaya geçmiştin bile…
Ta ki kaçıncı olduğunu bilmediğim yalanını yakalayana kadar, o günden sonra bendeki seni hırpalamadan kopmaya çalıştım ben, sen ise her geçen gün yalanın dozunu artırıp yüreğimi inciterek beni oyalayabileceğini sanıyordun. Bilmiyordun ki; ben yalanlarına inanmış numarası yaparak yalan söylerken düştüğün durumlarla eğleniyordum. Bazı insanlar vardır onlara yalan işlemez, en iyi tiyatrocunun bile ses tonundan ya da vurgusundan yalanını anlarlar. Ben yalanlarına inanmıyordum artık ama yanında olabilmek için kanmak zorundaydım, aslında o yalanlarına o kadar çok inanmak istiyordum ki bilemezsin.
Senin yakaladığım ilk yalanından sonra artık doğru bir şeyler duymaya hasret kalmıştım, söylediğin her şey bana yalan geliyordu. Seni seviyorum derken bile sesin titriyordu, kendi söylediklerinle bile çelişiyordun. Artık sadece sen değil herkes bana yalan söylüyor gibiydi, öyle ki artık birisi adımı söylese doğruluğundan şüphe ediyorum.
tümlüğe eksik zamanlara kucak;
kırka iki kala keşfim
bir dehliz, beynimin çıkmazında...
uzaktan bakan benim