Dökülen yaprakların çıkardıkları ses, bir melodiydi…
O koca hayat ağacı, kanarken seslendi…
Balta hiç dinlemedi…
Sonrasında sapı dile geldi…
Hayat ağacını kesmek ne haddime dedi…
Bir an tereddüt etmeden kırılıverdi…
Irmakları aktı cennetin...
Ayak diplerinden senin...
Seyre daldım işte, ahh o gözlerin...
Saçlarını dalgalandıran, esen yelim...
Perdesine güneş çarpıyor gözlerimin...
Secdene varıyor evrenlerim...
Küçük bir yavru bulutum var evimde benim…
Keşke gelip görseydin güzelim…
Çayımı, kahvemi, suyumu içerken…
Önce ona veririm…
Ötelerden bir yerden, evreni izlerim…
Geri gelince beni izler bulutum…
Asırlık ömrümü bir ettim, içimdeki çocukla, karşında.
Dile getirmeye çekindim ama ben iyi değilim.
Her hücrem inkar naraları atarken evvelki sözlerime sessizce.
Ben yokluğuna şirk koştum kendimce .
Demlenmeye bıraktım birkaç mısrayı odun ateşinde...
Yaşlı bir kaş-igeran’ın elinden ateşe bırakıldım...
Yandım... yandım ... yandım...
Çizildim de çizildim bir musavvirin elinde...
Zamansızım Neşet usta gibi rengine kandım...
Zihnimde yumuşak bir kurşun…
Düşüyor son damlası kanımın…
Kanatlardan yoksun bir gökyüzünde…
Yedi rengin her birinden diğerine…
Damla damla akıyor birbirine…
Bir tarla olmalı, devlerin ülkesinde…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!