-Rüzgar! Perdeyi dışarı çıkarmasana bir yerine bir şey olacak; içeride güzel güzel oynayın.
-Perdeniz benim ey iyi arkadaşım, ona bir şey olmasını istemem. Ben onu pencerenin önüne uçurtma yapıp dalgalandırıyorum; bu oyun çok eğlenceli.
-Anladım. Hadi biraz da içeride oynayın. Rüzgar! Fırtına gelecek mi?
-Hayır. Fırtına İstanbul'da değil ki il dışına çıktı. Neden sordunuz?
-Bize gelmesini istemiyorum çok yaramaz çünkü. Geçen pencerelerin kafasını birbirine tokuşturup, kanadı olan pencerenin canını kırdı. Yazık! Perde korkusundan nereye kaçacağını şaşırdı. Camcıyı çağırıp, yeni bir can taktırdık pencereye. Balkonumdaki bir çift kumruyu kovalayıp, çiçeklerimin de dallarını kırdı. Beni de dışarı çıktığımda arkamdan itekledi, neredeyse düşecektim.
Fırtınaya benzeyen insanların da hayatıma gelmesini istemiyorum, çünkü onlar da insanı kırıp döküyor. İnsanın kırılan parçalarını tekrar bir araya getirmesi o kadar zor ki anlatamam. Sen hiç öyle değilsin rüzgar; insana huzur veriyorsun. Hayatıma senin gibi insanlar gelsin istiyorum, çünkü onların kalbinde dinlenmeye o kadar çok ihtiyacım var ki...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta