Bir gece vakti, saat tam kendini inkâr ederken
çekip gittin.
Ne kapı gıcırdadı ardından
ne ayakkabı sesin kaldı sokakta,
yalnızca bir çift suskunluk devrildi içime
ve çokça sessizlik…
O gece dünya dönmedi —
benim etrafımda savruldu sadece.
Sana “gitme” diyemedim,
çünkü gideceğini
ciğerlerimin en kıyısında
zaten aylar öncesinden duymuştum.
Ses etmedim.
Çünkü bazı vedalar,
çığlıkla değil, suskunlukla karşılanır.
Ayrılık…
Öyle afili bir kelime ki
şiirlerde güzel duruyor,
ama gerçekte çamaşır ipi gibi —
herkesi bir yerinden asıyor.
Sen gittiğinden beri
zamanla aram bozuk.
Saatleri ters takıyorum bileğime,
unutayım diye hangi anda yandığımı.
Ayna kırık, yüzüm bölünmüş,
ve her parçam başka bir yalan söylüyor kendine.
Kimse inanmıyor, en çok da ben.
Kimi günler,
sokaktan geçen bir şarkıya tutuluyorum,
melodisi sen, sözleri ben.
Kimi günler,
sana yazılmış ama hiç gönderilmemiş
mektuplar biriktiriyorum
çekmecenin en dibinde.
Aşkın arşivi olmuş o küçük kutu,
ve sen hâlâ müstakil bir dosyasın.
Biliyor musun,
gidenler genellikle
ardında boşluk değil,
taş gibi bir “keşke” bırakır.
Ve ben o keşkeyi her sabah kahvaltı niyetine yiyorum
boğazımda düğümlene düğümlene.
Seninle yaşadıklarımı
anlatmıyorum kimseye.
Çünkü kimse,
bir başkasının yangınına
kendi suyu yetmez sanıyor.
Ama bilmezler:
Aşk zaten biraz da
başkasının cehennemine
seccade sermekmiş.
Artık seni özlemiyorum.
Yalnızca
senli günlerin suskunluğu doluyor odamın içine,
radyoyu açıyorum, sesi sonuna kadar.
Ne zaman konuşacak olsam
sustum diyen bir şarkı çıkıyor.
Ve en sonunda öğrendim:
Bazı gidişler,
sadece gitmek değil,
birini olduğun yerde bırakıp
onunla vedalaşmadan
kendinden kurtulmaktır.
Sen beni değil,
kendini bıraktın aslında —
bense hâlâ seni taşıyorum,
ve bir ömür ağır geliyor.
Rüstem Badıllı 3
Kayıt Tarihi : 28.5.2025 02:02:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!