Yuvarlak malzemeyi alın kare yada dikdörtgen hale yapacağınız masa sandalyeye göre ölçüye getirin
Daha sonra sandalyenin sırt dayama yerini zaviyeli kesin iki parçayı sandalyenin oturma ve sırt dayama yerlerini oyun daha sonra sandalyenin ayaklarını beş milinden üç milime yada iki buçuk milime doğru zaviyeli kesin bu ayaklar oturma yerinin altında iki tarafta olacak dört tane ayak olacak ayakların yanlarına kuvvet için dört milinden iki milime doğru zaviyeli kanal açın daha sonra kalıpta ayaklar için açtığınız kanallara gelecek şekilde sabit mengeye başlayacağınız parçaya tünel yolluklar açın en az dört yada altı tane yine sırt dayama yerine iki tane tünel yolluk açın tünel yollukları çok acmamizin sebebi sandalyeyi yokluğun olduğu tarafa çekmek için ve oradan elle sandalyeyi almak içindir tünel yolluğun olduğu parçanın yüzüne yay koyun zincirlerle yada parçalarla oynak mengenedeki parcadan tünel yolluklu parçayı çekin yolluğu alın eğer sandalye iticili tarafta kalıyorsa itici pimleri koyun sağlamlık için oturma ve sırt dayama yerinin arkalarına feder yapin
Masa yuvarlak malzemeleri kare dikdörtgen yaparak masayı yapın sandalyenin sisteminde sandalyenin malzemesini tek parça yapıp sonradan kesip iki parça yapabilisiniz
Karamecnun
Cennetiler cennet kul
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta