Saat beşi çeyrek geçe gri paltolu adamlar geçiyor.
Hayatı kahve kaşıklarıyla ölçüyoruz bu caddede.
Herkes birbirine değiyor
ama kimse kimseyi görmüyor.
Gökyüzü, ameliyat masasında baygın bir hasta gibi,
betonun soğuğu kemiklerime işliyor.
Burada zaman akmıyor,
sadece paslanıyor.
Ansızın yeşil bir ay doğuyor paslı çatılara.
Görüyor musun?
Çingenelerin ahı tutmuş bu şehri.
Limon ağaçları kan ağlıyor asfaltın altında.
Gecenin belinde gümüş bir hançer parlıyor.
Ölüm, kadife bir pelerin giymiş,
köşe başında sigara içiyor.
Ah benim vahşi köklerim,
ah benim ekmek kokulu sevgilim.
Bütün bu metal yığınlarının içinde
ellerin toprak oluyor bana,
gözlerin okyanus.
Yıkılsın bu duvarlar,
patlasın damarlarımdaki nehir.
Seni sevmek
bu çorak ülkede bir buğday tarlası büyütmektir.
Seni sevmek
ölüme meydan okumaktır.
Sus.
Dinle.
Şeylerin sessizliği konuşuyor şimdi.
Bir melek,
korkunç ve güzel bir melek
kanadını sürtüyor cama.
Biz kimiz bu sonsuz boşlukta?
Düşen bir yaprak mıyız
yoksa düşüşün kendisi mi?
İçimizdeki o derin kuyuya
kim bakmaya cesaret edebilir?
Gri şehir.
Yeşil ay.
Sıcak ekmek.
Ve sessiz melek.
Hepsi aynı rüyanın içinde.
Uyanmak yok.
Kayıt Tarihi : 2.1.2026 21:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!