Firavun daha azmamıştı o gün,
Henüz, günahlar işlenmemişti külliyen
Ne kadar masum insan varsa ülkede,
Bir o kadar da sevap kemirici azman.
Devran hızını kesmişti o çağda,
Yapılan her neyse, göze batmıştı,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




merhaba şair dostlarım,
sizlere tolu teşekkür etmek istemiştim..
uğradınız, varolun..
selamla kalın..
orhan tiryakioğlu
güzel anlatım,yüreğine sağlık,tebrikler tam puan
tebrik ve sevgiler orhan bey..
Sonra papirüs çıktı birden,
Herkes parşömene yazdı derdini,
Ne dile geldi bugün o yazılar,
Ne de okunacak bir hâlleri kaldı,
Yani sevda, parke yolları sevdi.
Güzel bir şiir okudum kaleminden. Kutlarım.
Taşları oyardı yazman, harfi harfine
Bata çıka giden çeliğin ucu öterdi,
Gözünden düşerken kızıla çalan yaşları,
Çala-kalem çizdikçe hele kara çivileri,
Bir de aşkı çaksa yüreğinden, hınçla
Çekiç sesleri gelirdi.
Sıradanlıktan uzak bir yaklaşım..güzel bir anlatım beğendim üstadım kutlarım..
Taşları oyardı yazman, harfi harfine
Bata çıka giden çeliğin ucu öterdi,
Gözünden düşerken kızıla çalan yaşları,
Çala-kalem çizdikçe hele kara çivileri,
Bir de aşkı çaksa yüreğinden, hınçla
Çekiç sesleri gelirdi.
Sıradanlıktan uzak bir yaklaşım..güzel bir anlatım beğendim üstadım kutlarım..
Taşları oyardı yazman, harfi harfine
Bata çıka giden çeliğin ucu öterdi,
Gözünden düşerken kızıla çalan yaşları,
Çala-kalem çizdikçe hele kara çivileri,
Bir de aşkı çaksa yüreğinden, hınçla
Çekiç sesleri gelirdi.
Sonra papirüs çıktı birden,
Herkes parşömene yazdı derdini,
Ne dile geldi bugün o yazılar,
Ne de okunacak bir hâlleri kaldı,
Yani sevda, parke yolları sevdi.
Zaman, kötü bakıyor artık,
Taşa yazınca kalan bu sevdalar,
Çamur kokuyor hep, toza yağınca
Çakınca, yürek fenâ atıyor.
OYSA, SEVDAYI TUTAN ELLER KIRILMAMALI DEĞİL Mİ ŞAİR?...ÇOK FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI, DEĞİŞİK BİR SOLUK, HOŞ BİR ANLATIM. KUTLARIM TAM PUANLA..ESEN KALIN...
Naime ÖZEREN
Değişik konuda bir şiiri ilk okuyan ben olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Sevgiyle kalın.
Papiruslara sığmayacak kadar büyük ve derin anlama sahip,mükemmel bir şiir.Kutluyorum............halilşakir
Bu şiir ile ilgili 9 tane yorum bulunmakta