Bir sızıyla başladı her şey;
adını bilmediğim,
nereden geldiğini soramadığım
ince bir acı…
sanki kalbimin kuytusuna
yıllar önce bırakılmış
unutuşun solgun bir emaneti.
Ama ben bilmiyordum:
Her sızı,
içte filizlenen bir ışığın
ilk işaretiymiş aslında—
karanlığı yaran
gizli bir şafak gibi.
Ve bir gün,
ömrümün kıyısından
masal tozu taşıyan bir rüzgâr esti.
Beynimi titreten o derin duygu
bu kez kalbimi ısıttı;
ruhumun sönmüş yerlerinden
ince pınarlar akıttı yeniden.
Savruk duyguların
soluksuz fırtınasında kaybolduğumu sanırdım;
meğer her yaşanan,
önüme ateş böcekleri dizer gibi
yolumu çoktan işaretlemiş.
Ve ben…
evet, hâlâ özlüyordum,
ama bu kez özlem bir yaradan değil,
içimde yanan
yeni bir yürüyüşün kıvılcımındandı.
Bir anı çıkageldi sonra;
yılların arasından sıyrılıp gelen
titrek bir görüntü:
kırmızı belediye otobüsleri—
yorgun insanlar,
ama yüzlerinde yorgunluktan çok
eve dönenlerin huzuru.
Bir zamanlar kaybettiğimi sandığım şehir,
meğer içimde hiç kaybolmamış.
Ben özlüyorsam demek ki;
şehir hâlâ benim dilimde
yarım kalmış bir dua gibi...
Sonra bir başka sahne:
Stadyum çığlık çığlığa…
Kalabalık bir dalga olur,
bir avuç insanın neşesi
bütün bir göğe yayılır.
Gol atılır,
bayraklar rüzgârla yarışır,
insan, insana sevinç olur.
Ve ben o anlarda öğrendim:
coşku da bir mirastır
ve insan
yitirdiğini sandığı her coşkuyu
bir gün yeniden bulur.
Bir çocuk yürürdü içimde—
korkak,
ürkek,
sessiz…
ama şimdi biliyorum:
O çocuk,
gölgelerinin içinden geçip
büyüyecek, kocaman olacak.
Korkmayacak.
Şehirli kızlar geçerdi sokaklardan;
etekleri rüzgârı üzerlerine almış,
gülüşleri ışığa karışmış.
Güzellikleri bir masal değildi,
bir hatırlayıştı:
Dünya hâlâ güzel olabilir diye
kalbe fısıldayan bir sır.
Delikanlılar sevda türküleri söylerdi—
yalnızlık nağmelerle değil,
bir yüreğin cesaretiyle.
Aşklar tarihe yazılırdı
kırılmadan, eksilmeden,
geleceğe mektup bırakan kelimelerle.
Ve ben…
koca bir ömrün
küçük kıvılcımlarını izleye izleye
şunu öğrendim:
İnsan, kaybettiğini sandığı ne varsa
aslında içinde taşır.
Kayıp şehirler,
kayıp günler,
kayıp aşklar…
hepsi bir gün
doğru bir ışığın altında
yeniden 'var'laşır.
Çünkü hayat,
her şeye rağmen,
usulca yeniden doğmayı bilir.
Küllerin içinden çıkan
ince bir gül tomurcuğu gibi.
Ve ben…
artık yalnız özlemiyorum.
Artık bekliyorum.
Artık çağırıyorum.
Artık biliyorum ki
her özleyiş,
her sızı,
her kırık anı
bir destanın başlangıcıdır.
Ve bu destan
bizim içimizde yazılıyor hâlâ:
ışıkla,
umutla,
insanla,
ve eksilmeyen sevdayla…
Kayıt Tarihi : 28.3.2016 11:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!