Oysa yeni düşmüştü sarı duvak yüzümün avlusuna.
Takvimler bir sonbaharı daha ömürden silip tarihe yazarken, ben göğü teselli ediyordum.
Bir kapı eşiğine takılıp düşen zamanın ağır yaralarına saklayıp acılarımı, hep toplu duran valizimi alamadan gitmek zorunda kalıyordum ve her gidişimde, o sahte tebessüm gerçeği inkar edercesine dudağımda asılı kalıyordu.Döndüğümde ise aynı yalanların aynasında gözlerimin ta içine bakıp kendimi görebilmeyi umuyordum.
Öksüz bir nehir kadar kırılgandı gençliğimin yükü.Annemin dantelli şefkatinde sandık lekesi kadar sarıydım ve yakışmıyordum beyaza.Öylesine geçiyordum akşamların karanlığından, elimde yüzümde dışlanmışlığı gündüzün, cebimde keşkeleri, benim olmayan bir hayatın.
Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim.Şimdi, yenilgilerim bir de her savaşta tekrar tekrar kaybettiğim benliğim var.
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim..Tebrikler..
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta