_ ceviz ağacının köşesinden doğan yeni gün
söğüt dalından bızbıldık yap bana
öttüreyim neşeyle koşarken papatya tarlalarına
güneş geçmesin diye başıma da eğrelti otundan kocaman bir şapka
gelincik tarlasında ardımda bırakıp ayakkabımın tekini
ve kayaların üstündeki köpük köpük dalgaların döngüsünü
bitsin çocukluğuma hasret
_ nedir bu karanlıklara ağulu mahpusluğum
ben karanlıkları ömrümce hiç sevemedim
hep kör kuyulardan aydınlığı özlemle gözledim
gözledim derken
ölünesi o göz bebeklerin kızgınlıktan devleştiklerinde
ben onları çok ama çok sevdim
ne olurdu ruhum bedenimden seninle böyle firak etmeseydi acıtarak
umurumda olmazdı o zaman kıyıdan öylesine uzamış kara
ve ardında kalan boz bulanık anılar
şimdi böyle gün boyu el mi sallardı ufukta mor dumanlar
kızıl semalar
_ kahrolasın sen firak
ışıklar kırılırmıydı hiç böyle gözümde perde perde
yine böyle olmuştu sen sessizliğe gittiğinde
ancak oturmamıştı o zaman acısı böylesine yüreğime
herhalde arafta kaldığımdan donarak
ki bu bedbin koydan açılana dek
_ unuttun mu kavlimiz vardı senle
kim önden giderse rüzgârlara kapılıp bir yağmur mevsimi kadar sonra dönecekti geriye
kuklacı bulutlara takılıp şakacı bir gülümsemeyle
en çok üç yağmur vakti kadar sürecekti bu ayrılık
bak nasıl da kararıyor utancından gökyüzünde yüzen her bulut
ardından uzayan rengarenk bir gökkuşağı bırakıp
_ ey kam ne olurdu
onu bahar yağmurlarında bana geri verseydin
yoksa sır mıydı bu gördüğüm demler günbatımında
gün yüzünü aya böyle küskün döndüğünde
müstehzi
Kayıt Tarihi : 10.7.2017 16:06:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!