Öykü (Aşkın yaşı yok mu?)

Dede Efendi
70

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Öykü (Aşkın yaşı yok mu?)

Altmışlı yaşlarda tepesi açılmış, halinden gün görmüş, hatta badireler atlatmış biri olgunluğunda görünen, bağımlı olduğu akülü arabasından kalkabilse 1,75 cm boyunda
, 75 kg cıvarında olduğu kolayca tahmin edilebilen, beyaz tenli adam kütüphanesinden kitap seçmekte zorlanıyordu. Aklını bir türlü takıldığı konudan kurtarıp, ne aradığını bilemiyordu.
Sonunda okumaktan vazgeçti; nasıl olsa kafasını kitaba veremeyecekti. Gözlerini kapatıp düşünmeye devam etmeyi yeğledi. Karısı öldüğünden beri bu zemin katta tek başına yaşamını sürdürüyordu. Bilgisayarı onun her şeyi idi ve dünya ile bağlantısını kestirmemişti. Okumak da başta gelen hobisiydi. İlkokuldan beri okuyorum ve okumayı çok seviyorum derken, düşüncelerinin arasında belli belirsiz bir kadın sülüeti seziliyordu sanki. Zaten kendine bile itiraf edemediği bu değil mi idi. Bir yandan bilinçaltım bana oyun ediyor diye düşünürken, öte yandan düşündükçe kandaki adrenalin miktarının arttığını hissediyordu. Saçmalık bu diye geçirdi aklından. Benim hakkım var mı? bu halde sadece kendine güldürürsün be adam dedi. Yazdığı sevi şiirlerinde o kadar içtenlikli idi ki: gerçekten aşık zannederdiniz. Duygularımda hiç eksilme olmamış demek diye düşündü. Fiziksel ne tür değişikliğe uğrarsak uğrayalım,
ruhumuz hep bizim aynamız, her gün gelişerek, ama hiç değişmeden hep biz kalıyor. Hislerim gerçek olmalı, yoksa şimdiye kadar kaybolmuş olurdu. Demek ki duygularım gerçek ve doğru. Hayal kadınla üç-dört ay önce tanışmış, şiirlerini yayınladığı siteden arkadaş olmuşlardı, daha sonra akşamları chat’leşmeye başladılar. Kameraları açıp birbirlerini gördüler. İlişkileri saygı çerçevesi içinde bir zaman devam etti. Kadın her gün evin içinde gibiydi ve hayatında yer almaya başlamıştı bile. Her konuyu sulandırmadan belli bir ciddiyet içinde tartışabiliyorlardı. Kadının her erkeğe hemen söyleyemeyeceği ama durdukça; içini kurt gibi kemiren acı dolu meseleleri vardı. Ak denizde evlenip iki çocuktan sonra boşandığı kocasını unutamıyordu. Daha doğrusu unutmak istemiyordu. Onun yerine koyacak kimse yoktu ve içinde boşluk hissedeceğini düşünüyordu çünkü.
Evlendiği zamanki duyguları tekrar canlandırmaktı onunki. Geçmiş hataları aklına bile getirmek istemiyordu. Duygu yoğunluğunun arttığı bir akşam ufak ta olsa, derinlerden çıkardıkları birer sırlarını verdiler birbirlerine. Ruhsal yaklaşım artmıştı. Onla her şeyi paylaşmak istiyordu. Bu karşı konulamaz bir istekti. Ama yinede onun her şeyi söylediğinden emin değildi. Tam olarak güvenemiyordu onun hislerine. Dostluklar tek yönlü bile olsalar, güven şart oluyordu, uzun sürmesi için beraberliklerin.
Hayatına o kadar girmişti ki; onsuz yalnızlık hissediyordu. Bunun sonu kötüye varmaması için bir şeyler yapmalıyım diye düşündü. Sahiplenme duygusunun önüne geçemiyordu. Arada bin km. varken yine de haber almadığı akşamlar, sanki kalbini bir mengenede sıkıştırıyorlarmış gibi duyumsuyordu. Bu duygu nereden kaynaklanıyor, yıpratıcı gücünü nereden alıyor diye düşünmeden duramıyordu. Chat’de görür görmez içi rahatlıyor, mutlu hissediyordu kendini. Bu ızdıraba bir son vermeliyim diye geçirdi kafasından. Onun hayatını sahiplemeye ve karışmaya ya da kıskanmaya ne hakkım var, ne de böyle bir isteğim var. Ama bilinç altım bunun tam aksini yaşatıyor bana Egomun farkındayım ve oyununa gelmeyeceğim. Şimdi sakince düşünmeli ve bundan sonra gideceğim yol haritasını çizmeliyim, dedi içinden. Hayatı boyunca presipleri ile yaşamış, başarılı ve mutlu bir hayat sürmek için elinden geleni yapmıştı. Şimdi yine aynı şeyleri yapmalı idi. Yavaş, yavaş aradaki mesafeyi arttırmalı, samimi can alıcı hitap tarzından vazgeçmeli ve çok önemli problemler dışında ilgilenir gözükmemeliyim. Şiirlerimi ona okutmamalıyım. Gençlik aşkıma benzetmemeliyim: Mesafeli dostluğumuz devam etmeli, ne de olsa paylaştığımız konular var,bir şiir geçmişimiz var, ruhsal yakınlaşmamız var.Bütün bunları göz ardı edebilir miyim? ya da niye diye sorarsa ne cevap verirsin dostuna diye, kendisiyle konuşup, beyin jimnastiği yapıyordu. Birden telefonun ziliyle düşüncelerinden uzaklaşıp, telefona doğru yürüdü. Ahizeyi kaldırdığında tanıdık bir ses okşadı kulağını. Ilık ılık bir şeylerin aktığını hissetti içinde.
Oydu ve üç gündür chat’de görünmeyince merak etmişti dostunu. Hakkı değilmiydi yani,
-Haklısın ama bir şeyim yok. Belki de havamda değilim hem de yarım kalmış bir kitabı okuyup bitireyim demiştim. Kusura bakma seni meraklandırmak en son isteyeceğim şey.Dedi.
Ancak size söylemeden geçemeyeceğim bir konu var. Müsaade ederseniz biraz daha açayım.
- Rica ederim elbette, sizi dinliyorum.
- Biz dost muyuz? Bana göre evet de siz ne düşünüyorsunuz ilişkimiz hakkında?
- Elbette dostuz, aksini düşündürecek bir şey mi oldu. Yanlış bir şey mi yaptım?
- Hayır, hayırda sanki bu ilişki gittikçe çözülemeyecek bir yumak haline gelecekmiş gibi geliyor bana. Diyeceğim şu ki; yaşantım içindeki olaylara ben karar verirdim. Şimdi ise elimde olmadan heyecanla sizi bekliyorum. Göremezsem içim sıkışıyor meraktan ölüyorum. Her ne kadar sizi görümce hepsini unutuyor isem de, hayatımın alt-üst olduğunun farkındayım. Nerden buraya geldik bilemiyorum. Sevecenliğiniz, her konuyu paylaşmak arzunuz ve bana hakkım olmadığı kadar güvenmeniz mi yaptı acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
- Dostum ben sizin için aynı şeyleri söyleyemem maalesef. Erkeklerin kadınları sahiplenme duygusunu bilirim. Erkeğin egosundan kaynaklanıyor. Kadını kendi malıymış gibi görürler ama sizi tenzih ederim. Gayet nazik ve mesafeli davrandınız
- bana karşı. Sakın bu yazdığınız sevi şiirlerinin duygu yoğunluğu olmasın?
- Bu laflarınızı takdir etmemek olanaksız. Ayrıca konuyu açık ve seçik anladığınız belli oluyor. Yaklaşımınız da beni rahatlatıyor. Gelin bir konuda anlaşalım.
- Söyleyin sizi dinliyorum.
- Birbirimizi sık aramayalım. Görüşmek için gün vermeyelim. Ola ki o gün başka bir şey olur da görüşemezsek merak etmeyiz. Ayrıca başka randevular için küçük yalanlar söylememiş oluruz. Nazım hikmet ne diyor “yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar”
- Evet sahiplenme duygunuzu bildiğim için size bazı küçük yalanlar söyledim affedin.
- Rica ederim. Bana cevap verme mecburiyetiniz olamaz ancak sizden de vaz geçmek istemediğim için söylüyorum. Ne olur bana yalan söylemeyin de; isterseniz hiçbir şey söylemeyin. Dostlar arasında güven erozyonu olursa o dostluğun sonu çabuk gelir.
- Peki sizin dediğiniz gibi olsun dostluğu uzun süre yaşatmanın sırrı çok muhabbet yapmamak ve yalanları yok etmekse ben hazırım.
- Evet öncelikli olanlar bunlar daha sonra ekleyeceklerimiz de olabilir. Dostluğu kurtardığımı düşünüyorum. Önce kendi davranışlarımı düzeltmem gerekiyor. Kontrolcü zihniyet ve egomdan kurtulacağım, kişiliğimin aksayan yönlerini düzeltip yine eski ben olacağım. Belki o zaman görüşmelerimiz yeniden eski haline döner.
- Tekrar görüşmek üzere ben izin istiyorum.
- Elbette, size bu dostlğu kurtardığınız için teşekkürlerimi arzettikten sonra. Kendinize iyi bakın.
- Sizde bye
- Adam sandalyesinde gerindikten sonra derin bir nefes alıp, yavaş yavaş verirken; bu yaşta, uçurumun kenarından dönüp iyi bir dostumu geri kazandım. Kalbe laf dinletmek biraz zor oluyor,diye düşünüyordu.

Dede Efendi
Kayıt Tarihi : 21.2.2010 13:41:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Dede Efendi