Beyoğlu’nda yağmur sonrası
Sokaklar ıslak bir ayna gibi
Aksini gösterir kayıp yüzlerin
Bir sigara yanar pencere kenarında
Dumanı savrulur hatıralara karışır
Unutulmuş dost, neredesin?
Otuz yıl,
bir mendilin ucundaki nakış gibi eskidi,
sokaklar büzüştü,
yüzler genişledi,
ve birden,
bir manav tezgâhının önünde,
— otuz yılın yükü sırtımda —
birden çıkagelir
o yeşil gözlü fırtına…
Kız kulesi, bir nokta gibi
durmaz oldu gözümde
sanki o, kulenin ta kendisi
Yine kar,
her tanesi bir eski saat
yine kar
ve camlarda buğu…
Sokak lambaları, yalnızlığın tomurcukları
söner bir bir,
Bu uykusuz üçüncü gecede,
yine geldim içimdeki karanlığın tam ortasına.
Senin adın,
söylerken bile göğsüme çöken
bir taş kadar ağır artık.
Aşkın unuttuğu yerlerde
Şehir, tüm ışıklarını kuyumcu terazisinde tarttı,
Köşebaşında eksilen bir ağırlık.
Dağların çiçekleri, bir tren garının saatinde
Körlemesine açıyor şimdi,
Senin adını söyleyen bir istasyona doğru.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!