Bir aşk uğruna ruhuma feda ettiklerim geliyor aklıma, yarım tebessüm dolu hatıralar akıyor bedenimden, geçmişin ağlayan dudak uçları hala saklı kalmış dualarımda. Vazgeçmek değil aslında. ”Uğruna seviyorum” derken, senden kalma yoksunluğumu kabulleniyorum ve kaybetme günü gelmiş artık zamana…
Ateşle dalgalanan ışıkların ilk pençesine kuruluyor, damarlarımdan sarkan bıçak rengi kıvamında ki gün ışığı. Gecenin adını fısıldayan bir ruh var kalbimin son nefesinde.Közün gölgesine sığınır gibi saklanıyor balon balıkları, iskele sessizce gömülüyor dalgaların kucağına seni düşündükçe. Kumlara saygı duymalı insan çünkü ayak izleri sonsuza dek kalmaz, peki sen, o kahrolmuş denizin dibinde beni kaç kere düşündün ki?
Bir umudun, deniz kokusundan kalma serinliğinde, alev koru tazeliğindeki düşüncelerimin içinden besleniyor yüreğim ve titreyen ellerimle, kaybedilen aşka dair her şeyi kabulleniyorum artık. Mağlubum… Affedin.
Ruhun kalbe kavuştuğu zaman anlıyorsun , geçmişe haykırdığın tüm hayal kırıklıklarını , şömine koru gibi çökecek içine ve sana fısıldayan her hecen söylediğin her cümle. Korkularındandır aslında cesaretin, asaletindendir suskunluğun, yokluğundandır tüm yaşadıkların, var ol artık… Ve sessiz bir uyanış başlar, kalbinin küllerinden doğar ilk nefesin,sessizlik bir dua olur içinde , sesin yeniden anlam kazanır rüzgarın uğultusuyla, ruhun kalbe kavuştuğu zamanı anlıyorsun artık…
Gecenin yoksun bakışlı kayboluşlarından çıkan huzurun demine vuruyorum kendimi, gökkuşağı ile yağmur arasında kaldım yüreğime doğru yutkundum bir an , kumların arasına süzüldüm gün batıyordu, bulutlara küfrettim , dağın uçuruma bakan noktasındayım şimdi… Şelalenin akışıyla seyrediyorum artık kendimi… Neydi beni oradan atan neydi benim huzurumda kaybolan… Neydi şiirime meydan okuyan…
Sessizliğin sonuna ekliyorum
yarım kalmış düşlerimi.
Parmak uçlarım kanıyor yazmaktan ,
belli ki yine bir savaşın kalıntısıyım.
Kılıç çiçeğini görüyorum,
dimdik ayakta o da.
Gözlerimin gördüğü en uzun yerde bitiyor, karanlıktan salınmış gölgelerin hazin sessizliği. Başladığı yerde sönüyor rüzgârın uğultu kokan nefesi. Yağmurlara baş kaldırdım artık
gökkuşağını göstermesinler diye. Bulutların arasından ölüdenize sıyrılıyorum yine, benim ben diyecekken, yıldızların akşam hüzmesine kapılmış, mavi duvarına vuruyorum kendimi.
Soluğumu kesen nefesi arıyorum güneşin dolgun bakışlarına müspet bir tebessümle karışık solgunlukla…Kenardan doğuyor gün batımı diyorlar, galiba kıyamet senaryosu hazırlıyorum… Yağmur göz bebeklerimize vurdukça alçalıyor kısa huzmeli bulutlar. Seni orada gökkuşağında tanımlıyorum. Aşkı unutuyorum bir ara sadeliğin verdiği kıvamla… Yağ yüzüme doğru yağmur, istemsizce dokun damarlarıma. Denize kalsın sana son dokunuşum, işle bana yağmur, sonunda aşktan kalma dimdik çıkayım karşına…
Yalnızlığın içinden konuşuyorum , kahrolmuş denizin dibinden yağmurları süzüyorum , ağzımdan çıkan belli belirsiz kırılganlıkların çıplak hali ile beraber kırık parkelere resmediyorum hecelerimi, ruhumuza işlenmiş satırlarda yaşıyorum o son dokunuşları. Yalnızlığın içinden konuşuyorum, artık daha sessiz.Sakın gelmeyin.
Gözlerim, karanlık kokulu bir ışık hüzmesinin gölgesine sığınmış. Ya gördüklerim, krem rengi delik bir çuvalın içinde asılı kalmış. Ya nefesim , uçurumun ucunda saklıyor içine çektiği acımsı kehribar dokulu çığlıkları…Ve ellerim…hiç tutmadığı bir anının soğuk izlerini taşıyor, parmak uçlarımda. Dilimde, yarım bırakılmış duaların pası, adını unuttuğum her harf, boğazıma düğümlenmiş bir sessizliğin asıl mısrası…Yağmur bile utanmışken yağmaya, gözlerim ışığın karanlığına gömülüyor , bu ne demek biliyor musun, naciz ruhumun bedenime olan özleminin son yankısı…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!