17 Ekim... / Mavisine Siyah Düştü Gecelerimin.
ECEL-AMEL-EMEL
Hala emellerinin, ardından koşan gönül,
Kalktı ömür kervanın, menzilimiz ahiret,
Şu ölümlü dünyada bi-teveccühle anıl,
Her çile molasında, sabret yüreğim sabret.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




ders gibi dizelere tebrikkkkk
Bu harika şiirinizi listeme alıyoru Muhterem Bacım. Beni çok etkiledi Yüreğinize sağlık. Tebrikler.
Seyfeddin karahocagil
İhtişam ve şevketler bir yalancı hülyadır,
Ödünç aldığın ömür uykundaki rüyadır,
Kalp ile huşu etmek, ruhundaki hayadır,
Züht ve takva kolyesi, avucundadır elbet…
Hayata hep bekaya açılan bir pencereden bakanlar için ölüm yoktur...
Ölüm ile hayat aynı ruhun iki farklı görüntüsüdür.
Akıllı kişiye düşen her ikisinde de en güzel görüntüyü verebilmektir.
Ruhlar aleminden ana rahmine, ana rahminden dünya zindanına,
buradaki imtihan devresinin sonunda da beden mezara, ruh ise berzah alemine......
Zerre miktarı hayırla, zerre miktarı şerrin tartılıp ceza veya mükafatının verileceği güne
adım adım yaklaşmakta olduğumuz gerçeği önünde bize bağışlanmış olan yaşadığımız şu zamanın
ne kadar kıymetli olduğu aşikar.
Ölmeden evvel ölmek sırrındaki hakikat burada...
Ebed memleketlerine eli boş gidenlerden olmamak için emrolunduğumuz şekilde yaşamaya, ilahi mesaja ve
Son Resulün evrensel çağrısına ve misyonuna tabi olmak en akıllı ve tek çıkar yol....
Ümmet bilincindeki herkesin en büyük sorumluluğu ve peygamber-i zişana vefa borcu budur...
Bu anlamda yazılan şiirinize takdir ve tebrik hislerimle birlikte;
dua ve selamların en güzeliyle selamladım ve dualadım...
Allah razı olsun.
Saygılarımla
Sonun gümüş kılıcı saplanmadan sinene,
Emel ve gururuna nefretinle lanet et,
Ahiret şerefini, yazdır sevap hanene,
Hırs ile abad olmaz bu Erbab-ı Saadet…
Harikulade bir eser. Yüreğinize sağlık. Tebrik ederim...
Harikulade olmuş.
Allah Yar ve Yardımcınız olsun Yüreğine sağlık.
Sevda yolulonuz, yolunuz açık ve kutlu olsun.
Sevgi ve Saygılarımla.
Ayrıca.
Şiirim hakkında gönderdiğiniz mesajınızı aldım.
Mesajlarınız benim en az şiirlerim kadar önemli sizleri ve görüşlerinizi önemsiyorum. Karanlık dünyamın aydınlanmasına yıldız yıldız katlılarınızdan dolyı en içiten samimi duygularımla.Şükranlarımı sunarım.
paylaşımınız için teşekkürediyorum.
sağolun var olun..
MÜBAREK BERÂT KANDİLİNİZİ KUTLAR HAKKINIZDA HAYIRLARA VESİLE OLMASINI CENAB-I HAKKTAN DİLERİM.
Müzik eşliğinde...
İstersen ağlama...
Bir de sela koymuş ki...
Aman Allahım.
İnsan kendini tabutta sanıyor.
Şiirin teknikyapısı mı...
Vallahi tekrar okumaya ve bakmaya cesaret edemedim.
Sevim hanım. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Zaten klavye gözükmüyor.
Çok yaşa...
....Can-ı gönülden tebrikler.
her şeyi ile bgüzel bir çalışma.
göz yaşları içinde okudum...
şiir muhteşem.
hikaye süpper.
Müzik harika..
Bu şiir ile ilgili 22 tane yorum bulunmakta