Ölüm
Tüm canlıların ölüme mahkum olması, “Ölümsüzlük” arayışının esas kaynağı!
Ölüm, “Canlı” olan için anlamlı! “Ölümsüzlük”, bildik manada canlı olan için anlamlı olmaz! Canlılığın nasıl tarif edildiği de önemli! Canlılık, sınırsız kaynaktan tercih ile ruhsal tasarı alanına çekilen ve madde hacim ile algılanan bir faaliyet gibi.
“Boyutlar” konusu anlaşılmadan “Ölüm ve ölümsüzlük” yeterince anlaşılmaz! 3. Boyutta “Ölümsüzlük” mümkün değildir çünkü madde hacim kazandığında ölmeye başlıyor. Zaman- mekan izafiyeti ve entropi, eskime, bozulma başlıyor! 3. Boyutta canlılık, ölüme doğru bir akışla mümkün! 3. Boyutta maddenin açığa çıkması ile ölümü arasındaki faaliyete “Canlılık” diyebilirim.
Hiçlik, boyutsuz ve sınırsız ana kaynak! Her şey, hiçlikten çekilir! Bu çekim, “Tercih” ile yani “Ben” ile olur! Ben buna 1. Boyut diyorum. Tercih, ruhsal levhada tasarlanır; ben buna 2. Boyut diyorum. Tasarı, madde alanında “Hacim” kazanır; ben buna 3. Boyut diyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta