Ölmüş Toprak kokusu

Ölmüş Toprak kokusu

Üstüm başım, dilimde tüy bitiren çiçek iken sandım ki, aynaya baktım. Kırık ayna dökülerek düştüğü yerden fısıldadı; fesleğenin çiçeklenmesine mi benzerim ? Ki fesleğeni kendi çiçeği kuruturmuş, annemden öğrenmiştim. Belki, burada, Mardin' de taş duvar arasından taşan yeşile mi meyleder halim, ki bir evin duvarlarının çürüdüğünü gösterirmiş yine çiçeklenmesi. Fakat taze ölü mezarı gibi karanfil dolan üzerliğim arasından, bir hafiflik ile; umursamaz faniyi, toprağı benimserim; gibi bir iki cümle ile bir ömrü ancak izah edebilirim.
Yine de Dünya' da, iyi ki, çocuklar var. İyi ki, bir ömrü sürdürebilecek soluğu bana verebiliyorlar. Ben, hâlâ soluğu tatmamış bir gırtlağın kulağımda ağlanmasını yutkunamıyorum çünkü. Çünkü insanların olur olmaza ağlandığı, ağlandıkça düğümlediklerini, devede pire diyerek küçümsüyorum.
Kendi Dünya' mın etrafına dönerek,
bir şiiri mırıldanıp duruyorum;
"Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları.
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni,"Karşıma aldığım, alabildiğim bağrı yanan Mezopotamya. Vardığım, diyâr. Var olabildiğim, yâr. Muhatap edinebildiğim. Ötesi yok. Berisi hiç. Ki, işte benim harap ettiğim içim; gibi bilmeden, istemediğimin köküdür sapıdır toprağımdan yitsin diye, yeşerecek olanlarımı da beraberinde ziyan ettiğim, gibi anız yakımları; seyreldiğim, seyrim.

Boran İsmail Yıldız
Kayıt Tarihi : 6.7.2019 02:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Daim olsun penceremde dönen dünya. Afiyetimi buluyorum, bitmeyen güzergâhlarda.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Boran İsmail Yıldız