Ne tuhaf içini yakan insanın içini söndürebilen tek kişi oluşu.
Yaman çelişki canını okuyanın en kıymetlin oluşu.
Berbat bir acı
Hem en büyük mutluluğu gözleriyle sana baktığında içinde kendini gördüğünde kalbinin yerinde olmadığjnı hissettirişi,aynı gözlerin seni de kendisini de buz dağına çevirişi.
Varlığı huzur yokluğu delirtiyor dediğinin hergün cehennemide yaşatabilmesi. Biz huzur istiyoruz biz çok benziyoruz biz güzeliz son nefese kadar beraberiz derken kışa dönmesi baharın kan kaybından can çekişmesi sevdanın.
Garip değil mi? Biz ayrılamayız derken hergün ayrılık rüzgarlarıyla ölüp ölüp dirilişin.
Ve ne acı dimi. Ona defalarca yenilmiş , boyun eğmiş,kimseye eyvallah etmezken ona teslim olmuşken hiç göze alamadığın kadar cesur hiç olmadığın kadar cömert olmuşken sevdiğini inandıramayışın hep sorguya çekilişi suça delill sayılışları cümlelerinin.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Boğan da su, yaşatan da...
Zıtlıklar arasında niyaz ve isyan paradoksu...
Tebrikler
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta