Ankara’ya gidiyorum. Macera başladı.
Niyazi çok ısrar etti ama onu yanıma almadım.
Saat gecenin 02:30 unda otobüs Ankara’ya hareket etti. Evden 12.30 da çıktım. Servisti şuydu buydu derken nihayet yola koyulduk. Nasıl da yorgun ve uykusuzum. Bir de beni otobüs çok tutar.
Otobüse binmeden önce tutmasın diye bir hap aldım. Hap, tam uyku hapı.
Çalıştığım iş hanının her katında on büro var. Bu bürolar geniş bir koridora açılıyor. Ben 3. kattayım. Bürom, merdivenlerin tam karşısında.
Niyazi’yle ben dünyadan tüm bağlarımızı kopartmış trencilik oynuyoruz koridorda. Gelenden gidenden haberimiz yok. Bazen o öne geçiyor bazen ben. Önce, dizlerimizi dayadığımız betona daha sonra boylu boyunca uzanmıştık yarış heyecanıyla. Niyazi, elinde, tren yaptığı hesap makinesini durmadan yere sürtüyor, sürterek diğer büroların önüne doğru ilerliyor. Peşinden ben...
Trenimiz hareke geçmişti. Kim tutar artık bizi:
— Nereye gidiyoruz Niyazi?
— Ankara’ya gitmem, abim gelsin Ankara’dan, dedi. Deli çocuk, n’olacak!
ben mimarım
iki oda bir sofa
mutluluğun resmini çizdim
varsa suçum
vurun boynumu
bir gün biter elbet hasret acıları
göçkelebeklerine yükle sarıları
sancılar maviye boyanmalı
acılar maviye
çek elini yüreğinin fırçasondan şair
şiir ağlamamalı
Korkuyorum yazmaya
Mürekkep bulaşır diye sevdaya
Ah!
Şiirlerde özlem
Yürekte hasret
Seni anlatabilmek var ya
Sevince
En güzelini sevmeli
Sevişince
En tazesiyle
Uçmaların doruğunda
Göz şenlensin




-
Mehmet Asa
-
Gülay Oğuztürk
-
Yüksel Önaçan
Tüm YorumlarBütün dostlar güzel hatıralar hatırlatsın seni bize bizi sana ölürsek bir fatiha ölmez isek ebedi hatıra
Nurten Hanım, Ben Gaziantep'liyim adınız ve siz bana yabancı gelmediniz acaba Gaziantepli misiniz.? Saygı ve Selamlar Gülay OĞUZTÜRK
'Şapka çıkarılır,' diyeceğim ama, kullanmıyorum. Onun için, 'Ben neden böyle yazamıyorum! ' diye, çok az saçımdan bir tel çekip, koparıyorum.
Fazla söze gerek var mı?