Bir gece ki, ayın ağardığı değil,
Ruhun ak sütunlara döküldüğü vakit…
Ben, yokluğun küfrüne karşı bir kalem:
"Nihâl" diye yazdım alnıma kanla imanı.
Leduni bir bıçak gibi saplandı adın,
Semânın kubbesinde yankılandı ânın.
Zülfündeki koku, sırlı bir dervişin nefesi;
Tenimde gezinen bir ilahî neşesi.
Ey Nihâl! Seninle her bakış bir secde,
Dudaklarımda dua, gözlerimde meşke.
Gül bedeninden süzülen ter, rahmet yağmuru;
İki âlem arasında asılı, ilahî duyu.
Merdivenler kuruyoruz nefeslerden,
Çıktıkça çıkıyoruz, düştükçe düşüyoruz.
Seninle her dokunuş, bir âyinin başlangıcı;
Parmak uçlarında yanıyor küllenmiş Bağdatlı sabır.
Aşkın haritasını çizdim teninin kıvrımlarına,
Her iz, bir nehrin yatağı; her leke, mukaddes bir hat.
Sırlı erotik bir tefsir bu, nefs ile ruhun cengi;
Seninle bir olmak, Hakk’la bir olmanın ilk basamağı.
Nefeslerimiz, iki kandilin dansı;
Gölgeler duvara, Mevlânâ figanı yansır.
Ey Nihâl! Sen, bedenle can arası bir perde,
Açıldıkça açılıyor sırların, örtük ve derin.
Bu yangın, sadece ateş değil;
bu arzu, sadece tensel değil…
Bu, aşkın remzi, ten ile teneffüs edilen bir tecelli.
Sana dokundukça, zamanın ötesine geçiyor elleri;
Seninle her buluşma, bir miracın eşiği.
Bırak, nefeslerimiz bir olsun bu gece,
Hikmetli aşkın şarabıyla dolsun her bir hece.
Nihâl! Sen, hem kitap hem de mühür;
Sana vardıkça, kendimi kaybediyorum…
Ey Sevgili, ey Hû!
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 22:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!